Müzik

31 Ekim 2012 Çarşamba

Opus Dei



Tanrıya olan kırgınlığım aramızdaki ufak bir çatışmaya dayanıyor. Çünkü insan sahiplenilmek istiyor. Kimsesiz hissetmemek kendini.

Neden bu kadar kırgınım? Çünkü insan olarak yaratıldım. Hiç sormadan. Bu biraz zulüm değil mi? İnsanlardan o kadar nefret ediyorum ki. O kadar utanıyorum ki insan olduğum için. O kadar ıstırap doluyum ki… Okuduğunuz kutsal kitaplar, ruhunuza huşu veren o ritüeller sizin olsun, kendinizi kandırmaya devam edin. İmkanım olsa, gerçekten diyorum, çok ciddiyim. Bütün insanları parça parça kopartıp öldürürdüm. Hiç gözümü kırpmadan, hiç acımadan. Ya da şöyle yapalım, ben kendi adıma konuşayım. Siz insanlar, yaratılmış en üst mahlukat olun, siz insanlar çok namuslu olun, siz insanlar çok şerefli olun. Yeryüzündeki en asil varlık kılmış olsun tanrı sizi. Ben kendi adıma konuşayım. O kadar hayvanız ki o kadar vahşi… Kimse bunun aksini iddia edemez. Edenin yalanını sikeyim ensesinden ayak tırnağına kadar. Yalancı orospu çocukları. Hepimiz.

Kalpler kırıyorsunuz, hayaller çalıyorsunuz, insanları mahvediyorsunuz, gelecekleri mahvediyorsunuz, masumiyetin amına koydunuz. Sizli bizli konuşuyorum ancak bu sizin bizin içinde ben de varım. Aynaya baktığım zamanlar, çok öfkeleniyorum. Orospu çocuğu diyorum kendime. Hayvansın diyorum. Canisin. Vahşisin. Bunları söylüyorum kendime. Söyleyebiliyorum. O kadar batmışım ki.

Kolumdaki ikinci dövmem, arapça olan... Kutilel İnsanu Ma Ekferah. Yani "Kahrolası insan ne kadar da nankördür", "İnsan kahroldu (Allah'ın Rahmeti'nden kovularak kendini mahvetti), o ne kadar çok nankör." gibi anlamlara geliyor. Ben bunun günah olduğunu bilmiyor muyum? O elimi sikime taşağıma sürüyorum, alkol alıyorum, mastürbasyon yapıyorum. Günah. Biliyorum. O el ile bunları yapmak. Sizin gibi kandırmıyorum kendimi iyiyim, namusluyum demiyorum. Kendimi mahvettiğimi hatırlıyorum koluma baktıkça. Ne kadar nankör olduğumu anımsatıyorum her dakika. Her an. Hayatım boyunca da böyle olacak. Kendimi mahvettim çünkü insan oldum. Bunu tanrı yaptı kısmen, ben değil. Düzgün yaşayabilirdim, iyi biri olabilirdim ama beni insanların içine attı. Başka canlıların olduğu bir yere atsaydı, belki iyi biri olabilirdim. Anladın mı? 


Mahvediyoruz. Güzel olan ne varsa. Tanrısal diye ifade ettiğimiz şeyleri bile. Masumiyet, tanrısal bir şeydir mesela. Ama biz onu tutup öldürdük. Çok çok az da olsa, masum insanların olduğuna inanırdım ben. Benden daha tecrübeli insanlar bana bunun olmadığını söylerdi. İnatla inanırdım ben olduğuna. Var derdim. Oralarda bir yerlerde saklanıyorlar. Saklanıyor. Ama yokmuş. Gerçekten yokmuş. Ben bu öfkemi nasıl dindireyim, ben bu öfkemi nereye saklayayım bilemiyorum. Elim ayağım titriyor. Keşke biraz ölsem.

Ben yaptım. Ben masumiyetlerini mahvettim insanların. Tutup gözlerini oydum, kalplerini ezdim yüksek ökçeli topuklarımla. Siz yapmadınız mı? O kadar mı masumsunuz? O kadar mı namuslu, şerefli? En dindar olanlarınız da dahil. Tanrıdan en korkanlarınız da…

Bu kırgınlığımı nasıl gidereceğim bilemiyorum. Öfkemi de. Göğsümü yarıp çıkartsam, gezegene sığmaz. Hala da ölmedim. Neden büyük bir hastalığa yakalanıp ölmedim bilemiyorum. Hem bana sormadan insan olarak yaratıyorlar, hem de öldürmüyorlar. Hem de ölmek yasak. Ne garip bir sistem. Bunları dedim diye asi mi oluyorum? Asilik mi etmiş oluyorum? Sikimde değil. Yalan şeyler mi bunlar?

Bunlara şahit olmak. Hani dedim ya, inanırdım inatla diye. Bir gün noel babanın gerçek olmadığını anlamak gibi bu. O tür bir kahroluş, o tür bir şok. Anlatabiliyorum değil mi? Bunlar gerçekti şüphesiz. Karşılaşacaktım elbet bir gün. Uyarmışlardı. Demişlerdi. Keşke salak gibi bu inançla yaşasaydım. Masumiyetin var olduğunu düşünerek yaşamıma devam edip, en azından bunun kırgınlığını yaşamadan ölebilirdim sıcak yatağımda yalnız ve huzurlu bir şekilde. Tutunabildiğim tek dal da kırıldı büyük bir gürültüyle. Ağaçlar üzerime devrildi. Kendimi kandırmaya çalışıyorum hala. Avutmaya. Bu zamana kadar mutluluğu aradım. İntiharlar beynimde yerleşik durumdalar her daim. Planlar. Bunu depresiflikle bağdaştırıyorlar, ya da bir kadının verdiği mutsuzlukla. Ama bunlar olamayacak kadar normal şeyler. Bunları kabulleniyorum. Yağmurun yağması, güneşin açması kadar doğal olaylar. Kadınlar erkeklere mutsuzluk verebilir, erkekler de kadınlara. Doğal. Depresiflik olabilir. Doğal. O kırgınlığım, o öfkem düşündürüyor bana garip planları. İnsanlardan nefret etmemi sağlıyor. Bazı insanlar bana öğüt veriyorlar, kendini sev, kendine saygı duy. Ben bir insanım. Neyimi seveyim, neyime saygı duyayım? İnsan kadar cerahatli bir varlık var mı? Belki çamurdan değil de cerahatten yaratıldık. Bu içimizdeki pisliğin başka bir açıklaması yok. Neden bu kadar adiyiz. En iyiniz bile o kadar kötü, o kadar vahşi ki. En masumunuz bile o kadar hayvan ki. İğreniyorum. Herkesten. Her insandan. İstisnasız. Kendimden en başta. Çünkü her gün kendimi görüyorum, ister istemez kendimi fark ediyorum. Keşke insanların olmadığı bir gezegen olsa. Oraya gidebilsem. Unutsam her şeyi. Unutsam varlığı, benliği. İnsan olduğumu bile unutsam. Hayvan gibi yaşasam.  En azından kimseye zararım olmaz. Hayvan gibi yaşarım. Hayvan olurum.

Tanrı neden bu kadar güvenmiş insanlara, hiç bilemiyorum. Bilmek de istemiyorum.  Her gün evden çıkarken Ayetel Kursi okuyorum ben. Neden? Diyorum ki, Allahım inşallah bir bomba patlar, bir otobüs çarpar, bir kavganın arasında kalırım bir kurşun gelir bir şey olur falan. Hep bu tür şeyler. Geçenlerde şehirler arası bir yolculukta bindiğim otobüs devriliyordu. O kadar mutlu oldum ki bir an için. İnsanlar çığlık atarken benim gözlerim parlıyordu. Sonra her şey düzeldi. Suratım asıldı. İstem dışı veriyorum bu tepkileri. Bu duaları ediyorum çünkü ölmek yasakmış. E o zaman bu kadar duayı görmezlikten gelmek? Kendim yapsam daha mı iyi? Ben bütün gemileri yakmışım, ne kadar umrumda olur yasak? Anlaşalım istiyorum. İstenmeyen olaylar çıkmasın diyorum. Ortalık karışmasın diyorum. Ama olmuyor bir türlü. Biri kafama silah dayayabilir mi? Lütfen. Bu sıralar o kadar vazgeçmişim ki kendimden, kendimle konuşmaya korkuyorum. Sokakta dolaşmaya korkuyorum. Gözüm görmüyor hiçbir şeyi. Kırgınlığıma bir de öfkem eklendi. Hayret de ediyorum. Öfke iyidir, insanı ayakta tutar. Ama ben de olmuyor. Nakavt olmuş bir boksör gibi. Öfkem bu kadar. Bir köpek olabilirdim, bir kedi, bir ağaç ya da bir dağın kenarındaki kaya parçası. Otçul hayvanların yiyip sıçtığı bir ot bile olmak isterdim. Hatta ve hatta bir inşaatın duvarında sessizce duran bir tuğla bile. Gerçekten. Çok içten diyorum bunu. Ama insan olmak istemezdim. Bu kadar mahvetmezlerdi beni, ben bu kadar mahvetmezdim bireyleri.

Katil ve maktül, aynı bedenden mi çıksın? Aynı bardan çıkan magazin orospuları gibi. Bunu mu istiyorsun tanrım?

Ben tanrı olsam, insan kadar aşağılık, pislik bir mahlukatı yaratıp da kendimi üzmezdim. Evet, sanırım bu son cümle her şeyi açıkladı.


Bu kırgınlığımı, bu öfkemi neremde, nasıl taşıyacağımı bilemiyorum. Bildiğim tek şey sonsuza kadar olacağı…


 Al bu da bölüm sonu canavarı.

Batuhan Dedde 

*Opus Dei - Tanrının Eseri/İşi

21 Ekim 2012 Pazar

Kayıp Ruhlar Bürosu


Farkındalık, bir insanın en büyük lanetidir kanımca. Farkında olmak bir şeylerin. Keşke cahil kalsaydım. Farkındalık elbette her konuda olabiliyor. Mesela ben, hiçbir şiiri tanımamayı, hiçbir şairi okumamayı isterdim. Şimdi ki aklım olsa, kitapları reddederdim. Yapardım bunu samimi söylüyorum. Zehirli şeyler deyip sırt dönerdim onlara. Çünkü içerisinde oksijen tükettiğimiz sistem, şiddetle öğütüyor bu tür durumları. Kamufle olamıyorsun sistemin içinde. Göze batıyorsun. Sonra batırıyorlar sana da. Demek istediğim şeyi algılayabiliyorsun değil mi? Çocuğum olursa bir gün, bir şeyleri idrak edebilme yaşı geldiğinde onunla bu konuyu ciddi anlamda konuşacağım. İleri ki yaşlarında mutlu olması, cahil kalmasına bağlı olacağını anlatacağım. Cahillikten kastım okuma yazma bilmemek değil. Algılarını fazla açacak hamleler yapmaması. Anladın değil mi? Çok isterdim dümdüz bir insan olayım. Farkında olmayayım. Böyle olursam ruhum yırtılmazdı bu kadar eskimiş bir çarşaf gibi. Bu kadar paramparça olmazdım. Cehalet, mutluluktur diyen adamın taşaklarını öpeyim be! Ne kadar da doğru söylemiş adam. Keşke dinleseydim onu. Bir şeyler biliyor ki söylemiş adam bunu. Bir şeylerle tecrübe etmiş ki. Şimdi işte ben de tecrübe ederek diyorum. Kırsalda yaşayan insanlar, dünyanın en mutlu insanlarıdır kanımca. Ekonomik zorluğu demiyorum tabii ki de. Refah içinde yüzmüyorlar ancak kırsallarda yaşayan kitle çoğunlukla mutlu. Çünkü farkında değiller. Bu güzel bir şey. Ben bıktım farkında olmaktan. Çok acı bir gerçektir ama… Kömür karşılığı AKP’ye oy veren beyinlerden olmak isterdim. Başbakana alkış tutmak isterdim. Bunlar şu anda pek çoğunuza saçma geliyor, bana da öyle ancak bu kadar kırılmaktansa bunları tercih ederdim ben. Ne kadar trajik bir mevzu aslında değil mi? Yüzüne işemeyeceğim ideolojilere dahil olmayı istemek, o kadar sığ olmayı dilemek. Çünkü sistem bunu istiyor. Farkındalık herkeste olan bir şey olsaydı o zaman böyle olmazdı. Güzel olurdu. 

Yaşadığımız gezegene baksana. Coğrafyaya… Kayıp ruhlar atlası gibi bu dünya. Yitirilmiş, yitik ruhların yaşadığı bir ekosistemdeyiz. Tanrı bunu İnsanoğlu olarak adlandırmış. Bu galaksi, kayıp eşya bürosundan başka bir bok değil. Bu tozlu raflarda bir ömür durma hakkımız var. Sonrasında sahibi çıkmayan ruhları atıyorlar toprağa. İşin doğası bu çünkü. Çünkü büroya ait depo, yani bu siktiğimin dünyası çok kalabalık. Milyarlarca yitik ruh. 



Fotoğraftaki benim. Ne kadar gözlerim parlıyor. Kulaklarım kepçe ama… Hayat doluyum. Şimdi ki halime bakıyorum, gözümün feri sönmüş, umudu kalmayan biri olmuş çıkmışım. Hep soldaki fotoğraftaki gibi gözleri parlayan bir çocuk olarak kalmak isterdim. Hiç kırılmamış, incitilmemiş, savaşmamış. Tertemiz bir çocuk.

Batuhan Dedde

15 Ekim 2012 Pazartesi

God Is The Master Of Kung Fu


Aslına bakarsan hepimiz sakat ürünleriz. Defolu. Kim bilebilir ki? Belki de öve öve bitiremediğimiz, şöyle güzel, böyle harika diye methiyeler düzdüğümüz bu gezegen, tanrısal olarak defolu ürünlerin koyulduğu bir tezgahtır. Bunun gerçek olma olasılığının olmadığını kim söyleyebilir ki?

İyi de, kim bu üzerimizdeki defoyu bırakan? Bazılarımız yaradılıştan defolu. Ucuz yedek parça, malzemeden çalma falan. Tanrı hırsızlık yapmaz mı sanıyorsunuz? Hafızanı kurcalasana bir... Kaç tane hayal kırıklığın var, kaç hayalini çaldı. Kaç gece oturup salya sümük ağladın, dua ettin. Büyük ihtimalle istediğin şey o kadar basit bir şeydi ki. Şu samanyolunu, şu galaksiyi yaratan bir kudret için burnunu karıştırmak kadar kolaydı istediğin. Ama ne oldu? Daha bok oldu her şey değil mi? Daha önce bir yerlerde yazmıştım,  tam olarak hatırlayamasam da şu minvalde bir şeylerdi; "Tanrı, ejderha işlemeli kırmızı ipek gömlek giyer. Sen geceleri gözyaşları içinde yalvarırsın. O yattığın yere, sana doğru bakar. Purosundan bir nefes çeker, gözlüklerini takıp arkasını döner ve gider. "

Şimdi oturup sorun kendinize, hırsız kim? Neden çaldı? Neden çaldırdım? Ne kadar aptalım? Ne kadar zeki taklidi yapıyorum? Hatalarımdan neden ders almıyorum? Kalbimi neden bu kadar ısrarlar kırıyorlar? 

Geç aynanın karşısına sor bunları.

Neyse ya. Çok elim ayağım titriyo, gerçekten. Fazla uzatamıycam. Çok uzun uzun şeyler yazasım vardı aslında, başka zaman artık.

Umarım hepimiz ölürüz.

Batuhan Dedde 

7 Ekim 2012 Pazar

Alleeph Shufuck



Edebiyat severlerin(!) bildiği adı ile Elif Şafak. Bu abla kadar başarılı birkaç proje daha var bu ülkede. İsmail YK, Nihat Doğan vs. Bunlar gayet başarılı bir proje. Biraz da Türk toplumunun IQ seviyesini ortaya döken projeler. Neyse, konumuz Alleeph Shufuck. Onun üzerinden gidelim. Bizim insanımız toz pembe şeyleri sever. Araştırmayı sevmez. Acılı şeylere bayılır. Küçük Emrah filmleriyle büyüyen bir neslin bu tarz şeyler okuması elbette yadırganamaz ancak…

                Ablanın son romanı İskender nam-ı diğer “İnci Gibi Dişler”  intihal ile suçlandı. Öncelikle oradan başlayayım. İntihal, bir alıntıyı kaynak göstermeden ya da tırnak içinde kullanmadan ortaya koymak demektir. Yani  “bana ait” der gibi. Halk arasında çalmak fiili. Hırsızlık eylemi. Ancak demokratik! Basın organları bunu pek dile getirmediler. Çalmak, ağır bir fiildir. Bazı şeylerin bedeli de ağır olur. Bu “intihal” ağır bir bedelle ödenmeliydi. Eh, tabii cemaatin bir bireyi olarak pek kimsenin sesi çıkmadı. Çıkanlar da susturuldu. En başa dönmek istiyorum, biraz daha karmaşık düşüncelerimi yazmak.

                Alleeph Shufuck, herkesçe aşikâr olarak bilinen ancak nedense kendisinin pek kabul etmeye yanaşmadığı bir şekilde “cemaat” bireyidir. Şu son dönemlerde Türkiye Cumhuriyetine konuşlanmış, çağlar boyu sömürmesi en kolay olgulardan biri olan din kavramının ardına saklanan, kapitalist oluşumun “ablalar” diye sıfatlandırılan dişi bir bireyidir. Günümüzde de malum, eğer cemaat bireyi isen arkan çok sağlamdır, kimse sana dokunamaz.
“Teşkilattanız mübarek!”

                Yarın öbür gün bu ülke elden gidecek. Bu çok doğal bir durum olarak karşılanmalı artık. Verdiğiniz %47 oylar başınıza ne çoraplar örecek, bunu gelecek dönemler içinde göreceksiniz. İşte o dönemlerin en harlı olduğu zamanlarda bu abla Kültür Bakanlığına getirilmezse ben bir şey bilmiyorum. Komplo değil komple teorim bu benim. Aranızda Mevlana okuyan var mıdır bilemem. Ben Mevlana’yı birey olarak sevmem. Sevmek zorunda da değilim. Ancak edebi anlamda mükemmele yakın işleri var. Bütün bunları bir okuyucu olarak söylüyorum. Kaldı ki sağlam bir okuyucuyumdur. Mevlana’nın eserleri hakkında biraz bilgisi olan bir okuyucu, bu ablanın yazdığı romanların pek çoğunun bu Mevlana eserlerinden derlemeler olduğunu görebilir. Yani daha anlaşılır bir şekilde söyleyecek olursak eğer,  özet çıkartmış. Hala var mı bilmiyorum, ben ortaöğretimde okurken öğretmenlerimiz bize bir roman okuyup bunun özetini çıkartmamızı isterdi. İşte ablamız bu ödevlere hala devam etmekte.

Kendisi müthiş bir projedir.

                Maalesef. Edebiyattan para kazanmak, kazandırmak benim çok zoruma gidiyor. Neden bilmiyorum ama para kirli bir şey gibi geliyor bana. Ve edebiyat parayla kirletilemeyecek kadar temiz. Türkiye’de sanırım kitap satın alma yaşı 13-24 arası. Yani bu trafikteki yoğun kitlenin yaş aralığı bu. 24’den yukarısı ülke şartlarındaki ekonomik sıkıntıların içinde boğuluyor zaten. Her neyse. Ben sanmıyorum ki bu ablayı aklı başında, gerçekten edebiyatı bilen, tanıyan okurlar alıp okusun. Alıyorlarsa da bu eminim ki bir kitapla sınırlı kalmıştır. Alleeph, yazardan çok bir tüccardır. Garip bir aşk hikâyesi yazar. Acı kokan. Milyarlık şarapları içerken acaba bu garip aşk hikâyeleri geliyor mudur aklına? Gerçi “abiler” onun şarap içmesine müsaade ediyor mudur o da var.

500 bin kitap satmak insanı başaralı kılmaz. Daha çıkmadan 200bin sipariş almak da marifet değil. Kaldı ki 200bin satılan kitap, çalmak eylemine maruz kalmıştır. Şu anda satışı kaç oldu bilemem. Ancak 200bin kişi net olarak aptal yerine kondu. Ve kimseler de sesini çıkartmıyor işin ilginç yanı. Tepkisini gösteren yok. Bu kadar koyun bir millet olmuşuz demek ki. Garip. Çok garip.

                Şu da var bakın. Hadi bu ablayı yazar olarak kabul ediyoruz. İsmi Elif Şafak’tır. Avrupa’da yayınlanan kitaplarındaki ismi Elif Shafak. Bu bence rezalettir. Bir insanın benliğini değiştirmesidir. Para uğruna. Hani o bizden biri ya. Avrupa’da da onlardan biri kılığına giriyor. Bence bir insan isminden taviz vermemelidir. Uganda’da dahi olsa o kitabın yazarının adı Elif Şafak olarak anılmalı. İsimleri mutasyona uğratmaya lüzum yoktur. Belki de badem bıyıklı abileri öyle istemiştir, bilemeyiz tabii bunu. Dini imanı görünürde İslam, içeriden para olan insanların ne yapacağı belli olmaz elbette.

                Bakın, çok yazık. Cidden çok yazık. Bu tür insanlara primler vermek. Evet, okurlar verdirtiyor. Trilyonlar dökerek pazarlama tekniklerini icra ediyor bu abla. Billboardlardaki reklamlar vs. kolay değil bunlar ve az para da. D&R mağazalarından herhangi bir tanesinin camına orta çaplı bir afiş asmak 1000 $ kaldı ki bu abla billboardlara asıyor. Metrolara, otobüs duraklarına. Aa pardon! Billboardlar, metrolar, otobüs durakları Büyükşehir belediyesine ait. Belediyenin de kimlerin elinde olduğu malum. Şöyle olabilir, reklamlar bedava ancak gelirler cemaat kasasına. Evet, kesinlikle böyle.
                Roman bana kalsa en uzak çocuğudur edebiyatın. Basit çünkü icra etmek. Yani o kadar da basit değil elbette. Basit deyip bir kenara da atılmaz ama. En basiti şiirin yanında çocuk kalır roman. Bu abla romanı daha da basitleştiriyor. Yazdıkları bir şey ifade etmeyen, basit, bayağı cümleler. Eh, okuma alışkanlığı pek olmayan insanımızda çok etkili şeyler yazdığını zannediyor. Eğer edebi olarak ufkunuzu açmak istiyorsanız gidin Küçük İskender okuyun, gidin Cemal Süreya okuyun, gidin Murat Uyurkulak okuyun, gidin Hakan Günday okuyun. Ancak sanatçı olarak kendini tanıtan, belli olmaz diye “intihal” yapan tüccarları okumayın!
Bu intihal olayı da aslında çok acıklı. Ne kadar da rahat yapılmış. Nasılsa Türkiye’de ki okur çakmaz mevzuyu. Çünkü okumuyor fazla. Nereden bilsin ki Zadie Smith’i… Ama bu defa bok çukuruna düştü sanırım Alleeph abla. Gerçi hemen örtbas edildi. Çünkü Doğan Kitap zarar eder. Büyük sermaye olmak böyle bir şey işte.

Biz de mi badem bıyık bıraksak ne yapsak? 

Batuhan Dedde

We Talkin To Ben




Kanka bak buradaki adam benim, arkadaşlar sordu ben cevapladım. Çok güzel sohbet oldu. Bir de ses sıkıntısı olmasaydı daha da güzel olacaktı. Kulaklıkla dinleyince anlaşılıyor daha net bir şekilde. Dışarının sesine bir de benim çemçük ve kelimeleri yutan, adeta bir rapçi havasıyla konuşan ağzım eklenince...

Girişi çok hüzünlü olmuş ama. Sözlerini benim yazdığım, Saltuk Erginer'in seslendirdiği Yalnız'ca isimli parçadır o da. Böyle ilk izlediğimde kendimi ölmüşüm de ana haber bültenlerinde görüntülerim yayınlanıyormuş gibi hissettim. 

öptüm. 

Ben Geldim



Eskiden yani msn kullanıldığı dönemlerde (H) yapınca gözlük takan, artist bir smiley çıkardı. Böyle tikican, gözünün üstüne vurulası bir tip. Ondan yapasım geldi yazının başında.

“Reis is back (H)”

Reis ben oluyorum he. Geri döndüm demek istedim.

Epeydir böyle paldır küldür yazılar yazamıyorum, çok fazla özlemişim. Neden yazamadığım konusuna da gelecek olursak eğer malum batuhandedde.com’un belirli bir masrafı oluyordu. Son zamanlarda sigara parası bile bulamayan bir adam olaraktan ödeyemedik parasını. Zaten ben hiç ödemedim bugüne kadar, sağ olsun siteyi zamanında yapan ve bana hediye eden Hasan kardeşim ilgileniyordu her şeyiyle. Sonra ödeyemedi, ben de ödeyemedim, karşılıklı ödeşemedik ve ibneler siteyi kestiler. Doğalgaz gibi düşün moruk. Ödemeyince kesiyorlar ya. Bize de öyle yaptılar. Bir süredir kapalı site. Durumlar düzelir diye bekledim ama düzelmedi. Ben de eski sahaya geri döneyim dedim. Adamlar bedava hizmet veriyor, biz de enayi gibi para ödedik o kadar zaman. Hasan enayi misin oğlum ya o parayla rakı falan içerdik ha. Ahaha.

Yalnız bir şey diyeceğim, blogger değişmiş mi yoksa ben mi yeni öğrenmişim bilemeyeceğim ama çok güzel yapmış herifler. Maşallah. Bir sürü eklenti falan. Hasan gör bunları oğlum senin yaptığından daha iyi yaptım. Gel de nasıl yapılır öğreteyim aslan parçası ;))))

Bir sürü özellik var lan. Çok hoşuma gitti. Sağ tarafta Sosyal Medya diye yazı var orada mesela ne kadar profilim varsa sosyal ağlarda hepsine ulaşabiliyorsun. Sonra fareyi sağ tarafa getirince benzer işlev yapan bir nane daha var. Facebook yorum kutusundan var, evcil hayvanım bile var oğlum sol tarafta gezinen bir karınca var fark ettiniz mi? Adı Müslüm. Her girdiğinizde fareyi Müslüm’ün üzerine getirip başını okşayın onun. Hayvan ilgiye muhtaç. Balık da besleyeyim dedim ama sevmedim, çok sakin duruyor orospu çocukları. Moral bozacak kadar sakin…

Yazının altında Facebook sayfama ait kutucuk mu istersin, o da var!

Translate bile var oğlum! Ne sikime yarar ben de bilmiyorum ama bir gün gavurun biri yanlışlıkla tıklar falan merak eder, ayıp olmasın diye. Ama uygulama çeviriyi Google translate üzerinden yapıyor yani sıçtık. Kendi bacağıma sıktım resmen. Düşünsene ben orada güzel olduğunu düşündüğüm bir hikaye yazıyorum, adam nasıl çevirecek onu kim bilir… Korkunç.

Fare imlecinden kar yağıyor bir de. O nasıl kar bilemiyorum simsiyah. Siyah kar mı olur amına koyim. Irkçılık bu resmen.

Bir sürü yenilik yenilik falan. Yakında radyoyu da tekrar buradan aktif hale getiricem. Araştırıyorum işte cankuş.

Kendimi çok önemli bir şey yapmışım gibi hissediyorum şu an. Yazıyı ekledikten sonra sanki böyle soğumuş pizzamdan bir dilim ısırıp, FBI'ın gizli belgelerini download edecekmişim gibi bir his...


Cidden özlemişim bu şekilde yazılar yazmayı.

Öpüyorum sizleri.

Batuhan Dedde