21 Ekim 2012 Pazar

Kayıp Ruhlar Bürosu


Farkındalık, bir insanın en büyük lanetidir kanımca. Farkında olmak bir şeylerin. Keşke cahil kalsaydım. Farkındalık elbette her konuda olabiliyor. Mesela ben, hiçbir şiiri tanımamayı, hiçbir şairi okumamayı isterdim. Şimdi ki aklım olsa, kitapları reddederdim. Yapardım bunu samimi söylüyorum. Zehirli şeyler deyip sırt dönerdim onlara. Çünkü içerisinde oksijen tükettiğimiz sistem, şiddetle öğütüyor bu tür durumları. Kamufle olamıyorsun sistemin içinde. Göze batıyorsun. Sonra batırıyorlar sana da. Demek istediğim şeyi algılayabiliyorsun değil mi? Çocuğum olursa bir gün, bir şeyleri idrak edebilme yaşı geldiğinde onunla bu konuyu ciddi anlamda konuşacağım. İleri ki yaşlarında mutlu olması, cahil kalmasına bağlı olacağını anlatacağım. Cahillikten kastım okuma yazma bilmemek değil. Algılarını fazla açacak hamleler yapmaması. Anladın değil mi? Çok isterdim dümdüz bir insan olayım. Farkında olmayayım. Böyle olursam ruhum yırtılmazdı bu kadar eskimiş bir çarşaf gibi. Bu kadar paramparça olmazdım. Cehalet, mutluluktur diyen adamın taşaklarını öpeyim be! Ne kadar da doğru söylemiş adam. Keşke dinleseydim onu. Bir şeyler biliyor ki söylemiş adam bunu. Bir şeylerle tecrübe etmiş ki. Şimdi işte ben de tecrübe ederek diyorum. Kırsalda yaşayan insanlar, dünyanın en mutlu insanlarıdır kanımca. Ekonomik zorluğu demiyorum tabii ki de. Refah içinde yüzmüyorlar ancak kırsallarda yaşayan kitle çoğunlukla mutlu. Çünkü farkında değiller. Bu güzel bir şey. Ben bıktım farkında olmaktan. Çok acı bir gerçektir ama… Kömür karşılığı AKP’ye oy veren beyinlerden olmak isterdim. Başbakana alkış tutmak isterdim. Bunlar şu anda pek çoğunuza saçma geliyor, bana da öyle ancak bu kadar kırılmaktansa bunları tercih ederdim ben. Ne kadar trajik bir mevzu aslında değil mi? Yüzüne işemeyeceğim ideolojilere dahil olmayı istemek, o kadar sığ olmayı dilemek. Çünkü sistem bunu istiyor. Farkındalık herkeste olan bir şey olsaydı o zaman böyle olmazdı. Güzel olurdu. 

Yaşadığımız gezegene baksana. Coğrafyaya… Kayıp ruhlar atlası gibi bu dünya. Yitirilmiş, yitik ruhların yaşadığı bir ekosistemdeyiz. Tanrı bunu İnsanoğlu olarak adlandırmış. Bu galaksi, kayıp eşya bürosundan başka bir bok değil. Bu tozlu raflarda bir ömür durma hakkımız var. Sonrasında sahibi çıkmayan ruhları atıyorlar toprağa. İşin doğası bu çünkü. Çünkü büroya ait depo, yani bu siktiğimin dünyası çok kalabalık. Milyarlarca yitik ruh. 



Fotoğraftaki benim. Ne kadar gözlerim parlıyor. Kulaklarım kepçe ama… Hayat doluyum. Şimdi ki halime bakıyorum, gözümün feri sönmüş, umudu kalmayan biri olmuş çıkmışım. Hep soldaki fotoğraftaki gibi gözleri parlayan bir çocuk olarak kalmak isterdim. Hiç kırılmamış, incitilmemiş, savaşmamış. Tertemiz bir çocuk.

Batuhan Dedde

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder