31 Ekim 2012 Çarşamba

Opus Dei



Tanrıya olan kırgınlığım aramızdaki ufak bir çatışmaya dayanıyor. Çünkü insan sahiplenilmek istiyor. Kimsesiz hissetmemek kendini.

Neden bu kadar kırgınım? Çünkü insan olarak yaratıldım. Hiç sormadan. Bu biraz zulüm değil mi? İnsanlardan o kadar nefret ediyorum ki. O kadar utanıyorum ki insan olduğum için. O kadar ıstırap doluyum ki… Okuduğunuz kutsal kitaplar, ruhunuza huşu veren o ritüeller sizin olsun, kendinizi kandırmaya devam edin. İmkanım olsa, gerçekten diyorum, çok ciddiyim. Bütün insanları parça parça kopartıp öldürürdüm. Hiç gözümü kırpmadan, hiç acımadan. Ya da şöyle yapalım, ben kendi adıma konuşayım. Siz insanlar, yaratılmış en üst mahlukat olun, siz insanlar çok namuslu olun, siz insanlar çok şerefli olun. Yeryüzündeki en asil varlık kılmış olsun tanrı sizi. Ben kendi adıma konuşayım. O kadar hayvanız ki o kadar vahşi… Kimse bunun aksini iddia edemez. Edenin yalanını sikeyim ensesinden ayak tırnağına kadar. Yalancı orospu çocukları. Hepimiz.

Kalpler kırıyorsunuz, hayaller çalıyorsunuz, insanları mahvediyorsunuz, gelecekleri mahvediyorsunuz, masumiyetin amına koydunuz. Sizli bizli konuşuyorum ancak bu sizin bizin içinde ben de varım. Aynaya baktığım zamanlar, çok öfkeleniyorum. Orospu çocuğu diyorum kendime. Hayvansın diyorum. Canisin. Vahşisin. Bunları söylüyorum kendime. Söyleyebiliyorum. O kadar batmışım ki.

Kolumdaki ikinci dövmem, arapça olan... Kutilel İnsanu Ma Ekferah. Yani "Kahrolası insan ne kadar da nankördür", "İnsan kahroldu (Allah'ın Rahmeti'nden kovularak kendini mahvetti), o ne kadar çok nankör." gibi anlamlara geliyor. Ben bunun günah olduğunu bilmiyor muyum? O elimi sikime taşağıma sürüyorum, alkol alıyorum, mastürbasyon yapıyorum. Günah. Biliyorum. O el ile bunları yapmak. Sizin gibi kandırmıyorum kendimi iyiyim, namusluyum demiyorum. Kendimi mahvettiğimi hatırlıyorum koluma baktıkça. Ne kadar nankör olduğumu anımsatıyorum her dakika. Her an. Hayatım boyunca da böyle olacak. Kendimi mahvettim çünkü insan oldum. Bunu tanrı yaptı kısmen, ben değil. Düzgün yaşayabilirdim, iyi biri olabilirdim ama beni insanların içine attı. Başka canlıların olduğu bir yere atsaydı, belki iyi biri olabilirdim. Anladın mı? 


Mahvediyoruz. Güzel olan ne varsa. Tanrısal diye ifade ettiğimiz şeyleri bile. Masumiyet, tanrısal bir şeydir mesela. Ama biz onu tutup öldürdük. Çok çok az da olsa, masum insanların olduğuna inanırdım ben. Benden daha tecrübeli insanlar bana bunun olmadığını söylerdi. İnatla inanırdım ben olduğuna. Var derdim. Oralarda bir yerlerde saklanıyorlar. Saklanıyor. Ama yokmuş. Gerçekten yokmuş. Ben bu öfkemi nasıl dindireyim, ben bu öfkemi nereye saklayayım bilemiyorum. Elim ayağım titriyor. Keşke biraz ölsem.

Ben yaptım. Ben masumiyetlerini mahvettim insanların. Tutup gözlerini oydum, kalplerini ezdim yüksek ökçeli topuklarımla. Siz yapmadınız mı? O kadar mı masumsunuz? O kadar mı namuslu, şerefli? En dindar olanlarınız da dahil. Tanrıdan en korkanlarınız da…

Bu kırgınlığımı nasıl gidereceğim bilemiyorum. Öfkemi de. Göğsümü yarıp çıkartsam, gezegene sığmaz. Hala da ölmedim. Neden büyük bir hastalığa yakalanıp ölmedim bilemiyorum. Hem bana sormadan insan olarak yaratıyorlar, hem de öldürmüyorlar. Hem de ölmek yasak. Ne garip bir sistem. Bunları dedim diye asi mi oluyorum? Asilik mi etmiş oluyorum? Sikimde değil. Yalan şeyler mi bunlar?

Bunlara şahit olmak. Hani dedim ya, inanırdım inatla diye. Bir gün noel babanın gerçek olmadığını anlamak gibi bu. O tür bir kahroluş, o tür bir şok. Anlatabiliyorum değil mi? Bunlar gerçekti şüphesiz. Karşılaşacaktım elbet bir gün. Uyarmışlardı. Demişlerdi. Keşke salak gibi bu inançla yaşasaydım. Masumiyetin var olduğunu düşünerek yaşamıma devam edip, en azından bunun kırgınlığını yaşamadan ölebilirdim sıcak yatağımda yalnız ve huzurlu bir şekilde. Tutunabildiğim tek dal da kırıldı büyük bir gürültüyle. Ağaçlar üzerime devrildi. Kendimi kandırmaya çalışıyorum hala. Avutmaya. Bu zamana kadar mutluluğu aradım. İntiharlar beynimde yerleşik durumdalar her daim. Planlar. Bunu depresiflikle bağdaştırıyorlar, ya da bir kadının verdiği mutsuzlukla. Ama bunlar olamayacak kadar normal şeyler. Bunları kabulleniyorum. Yağmurun yağması, güneşin açması kadar doğal olaylar. Kadınlar erkeklere mutsuzluk verebilir, erkekler de kadınlara. Doğal. Depresiflik olabilir. Doğal. O kırgınlığım, o öfkem düşündürüyor bana garip planları. İnsanlardan nefret etmemi sağlıyor. Bazı insanlar bana öğüt veriyorlar, kendini sev, kendine saygı duy. Ben bir insanım. Neyimi seveyim, neyime saygı duyayım? İnsan kadar cerahatli bir varlık var mı? Belki çamurdan değil de cerahatten yaratıldık. Bu içimizdeki pisliğin başka bir açıklaması yok. Neden bu kadar adiyiz. En iyiniz bile o kadar kötü, o kadar vahşi ki. En masumunuz bile o kadar hayvan ki. İğreniyorum. Herkesten. Her insandan. İstisnasız. Kendimden en başta. Çünkü her gün kendimi görüyorum, ister istemez kendimi fark ediyorum. Keşke insanların olmadığı bir gezegen olsa. Oraya gidebilsem. Unutsam her şeyi. Unutsam varlığı, benliği. İnsan olduğumu bile unutsam. Hayvan gibi yaşasam.  En azından kimseye zararım olmaz. Hayvan gibi yaşarım. Hayvan olurum.

Tanrı neden bu kadar güvenmiş insanlara, hiç bilemiyorum. Bilmek de istemiyorum.  Her gün evden çıkarken Ayetel Kursi okuyorum ben. Neden? Diyorum ki, Allahım inşallah bir bomba patlar, bir otobüs çarpar, bir kavganın arasında kalırım bir kurşun gelir bir şey olur falan. Hep bu tür şeyler. Geçenlerde şehirler arası bir yolculukta bindiğim otobüs devriliyordu. O kadar mutlu oldum ki bir an için. İnsanlar çığlık atarken benim gözlerim parlıyordu. Sonra her şey düzeldi. Suratım asıldı. İstem dışı veriyorum bu tepkileri. Bu duaları ediyorum çünkü ölmek yasakmış. E o zaman bu kadar duayı görmezlikten gelmek? Kendim yapsam daha mı iyi? Ben bütün gemileri yakmışım, ne kadar umrumda olur yasak? Anlaşalım istiyorum. İstenmeyen olaylar çıkmasın diyorum. Ortalık karışmasın diyorum. Ama olmuyor bir türlü. Biri kafama silah dayayabilir mi? Lütfen. Bu sıralar o kadar vazgeçmişim ki kendimden, kendimle konuşmaya korkuyorum. Sokakta dolaşmaya korkuyorum. Gözüm görmüyor hiçbir şeyi. Kırgınlığıma bir de öfkem eklendi. Hayret de ediyorum. Öfke iyidir, insanı ayakta tutar. Ama ben de olmuyor. Nakavt olmuş bir boksör gibi. Öfkem bu kadar. Bir köpek olabilirdim, bir kedi, bir ağaç ya da bir dağın kenarındaki kaya parçası. Otçul hayvanların yiyip sıçtığı bir ot bile olmak isterdim. Hatta ve hatta bir inşaatın duvarında sessizce duran bir tuğla bile. Gerçekten. Çok içten diyorum bunu. Ama insan olmak istemezdim. Bu kadar mahvetmezlerdi beni, ben bu kadar mahvetmezdim bireyleri.

Katil ve maktül, aynı bedenden mi çıksın? Aynı bardan çıkan magazin orospuları gibi. Bunu mu istiyorsun tanrım?

Ben tanrı olsam, insan kadar aşağılık, pislik bir mahlukatı yaratıp da kendimi üzmezdim. Evet, sanırım bu son cümle her şeyi açıkladı.


Bu kırgınlığımı, bu öfkemi neremde, nasıl taşıyacağımı bilemiyorum. Bildiğim tek şey sonsuza kadar olacağı…


 Al bu da bölüm sonu canavarı.

Batuhan Dedde 

*Opus Dei - Tanrının Eseri/İşi

5 yorum:

  1. Anlattiklarin o kadar "ben" ki... Bu dunyada benim gibi dusunen benim gibi dua eden biri daha varmis.. Yuregine saglik

    YanıtlaSil
  2. Silme yazilarini lütfen.. Bazen tekrar tekrar okumaya ihtiyacim oluyor.

    YanıtlaSil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  4. Tanrı insanlara varlığını kanıtladıysa, insan onun varlığını hissettiyse inanmış olur bak burası çok önemli ve insan tanrının yaptığı her şeyi önemser 'sorgusuz' kanıtı vardır elbet kanıtlanabilir de hem.. Şunu merak ediyorum doğrusu insan olduğundan utanıyorsun, insanlardan iğreniyorsun, yaşamak istemiyorsun, inanmıyorsunda Allaha peki ölmemek için neyi bekliyorsun ?

    YanıtlaSil
  5. Dedde... Delirmek isteyip istemediğim hususunda şüphelerim yok değil. Hangi sebepten dolayı olduğunun hiç bir önemi yok, gözümü kapattığımda, genellikle babamı öldürürken buluyorum kendimi. Vermemeyi düşünerek aldığın her nefese sonsuzluktan daha büyük saygım var, lâkin içimdeki tüm karakterler ocakta sapı erimeye terkedilmiş çaydanlık gibi kokuyor. Yapbozumun parçalarını ver bana!

    YanıtlaSil