Müzik

23 Kasım 2012 Cuma

Amca Müsaitseniz Akşam Annemler Kalbinizi Kırmaya Gelecek


Ben birinin Karo Valesiyim bu gezegende. Bazen düşünüyorum bunu. İyi hissediyorum. En azından birilerinin bir şeyleri olabilmişim, bunu başarabilmişim… Kötü de olsa… Bu muhabbeti bilenler bilir, bilmeyenler için bir açıklama yapmayacağım. Birinin karo valesi olmak ne demektir… Araştıran bulur.

İnsan hayatı boyunca korktuğu şeylerle yüz yüze kalmak zorunda bırakılıyor. Bunu tanrı/evren/enerji/insanlar artık ne olarak adlandırıyorsan adlandır, o sağlıyor. Ya da hepsi birleşip dalıyorlar ağız burun. Mesela ben. Hep olmaktan korktuğum şeyler oldum. Başıma gelmesinden korktuğum şeyler başıma geliyor. örneğin; babama benzemekten korktum. Ama tıpatıp aynısıyım babamın. Fiziki olarak da benzemeye başladım, küçükken tatlıymışım, büyüdükçe çirkinleştim ve bu süreç devam ediyor. Keza duygusallık da öyle. Bir erkeğe yakışmayacak derecede hassasiyet. Karı mısın lan sen? Derler adama. Diyorlar da. Engelleyemiyorum. İbne değilim ama onu da belirteyim. Damarıma basıldığında gayet can alıcı bir insan olabiliyorum. Babama özenmedim hiç. Ona benzemek istemedim. Ama onun aynısı oldum ve olmaya da devam ediyorum. Hatta daha beter oluyorum. Abartıp hayatımla kumar oynuyorum. Peder bey yine iyi, oyun kağıtlarını kullanıyor bunun için ve parasını. Benim param yok, oyun kağıdı desen bilmem ne işe yarar. Ciddiyim. Okey oynamayı bile bilmeyen bir insanım ben. O zamanında malını mülkünü, ailesini kaybetti bu uğurda. Ben daha beterini yaptım. Önce her şeyi kaybettim, sonra herkesi, en sonunda da kendimi. Belki de babama özenseydim, onun gibi olmak için çaba gösterseydim daha maddi şeyleri kaybedecektim, bu da benim için kârlı olacaktı. Ama olmadı işte kısmet.

Aslında hepimiz kumarbaz insanlar değil miyiz? Mutlaka bir şeylerle kumar oynuyoruz. Kumar oynamış olmak için illa ki bir masanın üzerinde oyun kağıtlarını kullanarak para kaybetmek gerekmiyor. Hayatımızla kumar oynuyoruz, sevdiklerimizle kumar oynuyoruz, kendimizle kumar oynuyoruz. Hoyratça… En küçük örnek olaraksa pek çok insan sigara içiyor. Ciğerleriyle kumar oynuyor, hayatıyla kumar oynuyor, dolaylı olarak kendi ile kumar oynuyor. Algılayabildin değil mi demek istediğimi? Evet dediğini duyar gibiyim.

Çıldırmanın hemen eşiğinde duruyorum. Adımımı atıp eşikten geçsem, sanırım –ki sanmıyorum gayet eminim- bir daha tamir edememek üzere, şu hayatımdaki tek sermayem olan beynime ağır bir hasar vereceğim. Kafamın içinde düşünceler sikişiyor. Kafamın içinde düşünceler çatışıyor. Savaş var, seks var, kavga var, kandırmaca var, var oğlu var. Eski Aksaray’ın arka sokakları gibi. Pislik, batak, tehlike…

Hemen hemen herkes hayatında bir kere de olsa belgesel izlemiştir değil mi? Hani aslanlar avlanır, avını parçalar, yerler. Sonra da artıklarını bırakırlar. Aradan günler geçer, o leş artıklarının çakallardan kalan parçalarının üzerine organizmalar çöker. Sinekler, larvalar, mikroorganizmalar falan. O leş yığınını gözünün önüne getir şimdi… İşte öyle bir ruhum var. Öyle yaralı, kanamalı, kokuşmuş. Ölüyorum tanrım. Ölüyorum. Belki de öldüm, bekliyorum birileri söylesin bana bu gerçeği. Ciddiyim. Bazen öldüğüme inanıyorum. Belki cehennem böyle bir şeydir. Bir filmde izlemiştim, insanlar öldükten sonra böyle bir şeyler yaşıyorlardı, kötü durumlar. Filmin adını unuttum şimdi.

Ağır depresan ilaçlar kullanıyorum. Kırmızı reçete ile satılan, dozajı yüksek. Bunun vücudumda, ruhumda yarattığı tahribatı hayal bile edemezsin. Öyle ki, tek yeteneğim olan “yazmak” işini bile baltalıyor bu tahribat. Çünkü bir sikim düşünemiyorum. Mal gibi dolaşıyorum ortalıkta. Şu da var; çok acıdır benim için ama artık o ilaçlar da bir işe yaramıyor. Dozajı artırdığım halde bile. Tek yaptığı şey fazladan kalp çarpıntısı ve saniyede çok çok fazla atan nabız. Bazı zamanlar öyle oluyor ki nabzımın bileklerimden fırlayacağını düşünüyorum. Depresyondayım. Ne kadar depresyon denir buna bilemiyorum çünkü çok fazla ağrılı ve sancılı. Kalbim ağrıyor, ruhum sancılar içinde. Buna bağlı olarak da uyuyamıyorum. Uyku problemi bence bir insanın başına gelebilecek en kötü lanetlerden biri. Ben de uyumak isterdim, normal insanlar gibi. Huzurlu olmasam da, kafamın  içinde düşünceler dolaşsa da kafamı yastığa koyabilmek, uyuyabilmek bir süre sonra düşünürken. Bu bence normal bir insanın yapabileceği şeylerden. Ben yapamıyorum. Kafamı yastığa koymaktan korkuyorum. Çünkü kafamı yastığa koyduğumda ruhum hepten acı çekiyor. Tarifsiz ıstıraplar yaşıyorum. Daha kötü olanı ise bunları fiziken de hissetmem. Kalp kırıklığının fiziki olarak hissedilmesi ne kadar kötü bir şeydir bilir misiniz? Ben biliyorum. Keşke bilmeseydim. Bir ilacım var, ilk içtiğim zamanlarda bayıltıyordu. 29 saat uyuduğumu biliyorum o ilaçla. Şimdi bazı geceler iki tane içiyorum o ilaçtan, ama yine de uyuyamıyorum. Esnetmiyor bile beni. Sadece kalp çarpıntısı yapıyor. Nasıl bozuk bir ruh sahibiyim, hesap et… Bu ilaç halüsinasyon da gördürüyor. Görüyorum. Ama uyuyamıyorum.

Dün gece içtim mesela. İki tane. Yatağıma uzandım. Birileri benimle konuşmaya başladı. Bir ses duydum beynimin içinde, şöyle dedi;

“Amca, müsaitseniz akşam annemler kalbinizi kırmaya gelecek.”

Komik değil mi? Değil işte amına koyim. Hiç komik değil.

Neyse. Çok uzatıyorum ben çenem düştü uykusuzluğun da verdiği etki ile. Şu anda uykusuzluktan ölüyorum, gözlerim çok acıyor. Ama uyuyamıyorum. Sabah 6’dan beri denedim bunu. Bu yazıya başlamadan evvel girdim sıcak bir duş aldım belki uyurum diye, uykum daha çok açıldı. Allah kahretsin.

Bu da içimden geldi bak;

-Beni yaraladın, amenna. Ellerindeki kan, saçlarından kırmızı olmamalıydı…

Neyse ya ben siktir olup gidiyorum amına koyim biraz FM 2013 oynayayım.

Batuhan Dedde

Bu da bölüm sonu canavarı. Hatta canavardan öte. 3 gündür bu şarkıyı dinliyorum, başka bir şey dinlemedim. Biraz daha dinlersem sanırım sözlerini komple vücuduma dövme olarak yaptırabilirim. İnanılmaz, mükemmel, dehşet, kabir azabı gibi sözleri var… Çevirisi ile de ilgilenin bence sadece şarkıyı dinleyip bırakmayın. Google’a sorarsanız çeviri konusunda o size yol gösterecektir.

Bir gün acılarımdan bir ülke inşaa edersem, milli marşım yapacağım bu şarkıyı kesinlikle…

“Eğer ışıkları kapatmak zorundaysam, ışıkları seninle kapatmak istiyorum.”

“Ve tüm gösterişli mesihler sadece zaman kaybı”

Ruhumu siktin Poli ya…






9 Kasım 2012 Cuma

İnsan Hayatında Tekrarlanan Sahneler


Her insanın hayatında böyle sahneler var mutlaka. Genel olarak bunlar; üzüntü, mutluluk, ölüm, yaşam, doğum vs…

Neyse işte.

1 Kasım 2012. Kuzenimi kaybettim, etimden tırnağım söküldü, ağzımdan dişim. Böyle şeyler oldu. Önemliydi Utku benim için. Çok önemliydi hem de. Ama kaybettim. Ondan önce başka önemli birini daha kaybettim, yaşarken kaybettim onu. Utku ise öldü. Diğeri hala yaşıyor. Neyse. Hayat o kadar kısa, o kadar kısa ki. Yaşanılmayacak kadar kısa, direnmeyi gerektirecek kadar hevesli. Garip bir işleyişi var. Bence kimseyi üzmeyin. Mutlu olmaya bakın. Çünkü bir gün bir bakıyorsun ki üzerine toprak atıyorlar küreklerle. Utku öldüğünde 27 yaşındaydı. Yaşlı olsa bu kadar üzülmezdim. Ölüm bana doğal gelir. Ama yaşlıların ölümü. Madem ki hayatın kuralı, insanlar doğar, yaşar ve ölür. Bırakalım ve insan yaşasın. 27 yaşında bir insan henüz o kadar da çok yaşamamıştır.

Neyse, Allah rahmet eylesin…


Hepimizin tekrar eden acıları vardır mutlaka. Hep aynı sahneler. Tekrar ederler. Çok da benzer bu acılar hiç tanımadığımız insanların acısına. Bir yerlerde yazmıştım, her insan bir diğerini taklit eder acı çekerken, diye…

Utku’nun cenazesi birçok şeye vesile oldu. Eve gittim, akrabalarımın yanında oldum, annemin, babamın vs…

Annemlerin evinin balkonu var. O balkon hayatımda çok önemli bir yer kaplıyor. Bir gün başarılı biri olursam, öldükten sonra belgeselimi falan yaparlarsa mutlaka o balkona yer versinler. Ciddiyim.

Lise 1’e başladım. Oldum olası hüzünlü bir çocuktum hep. Gece beklerdim annemler uyusun da balkonda sigara içeyim. Balkonun camından yağmuru izlerdim, sigara içerdim. Üşürdüm bir yandan da. O balkonda çok aşk acısı çektim, o balkonda çok kalbimin kırıklarına üfledim, o balkonda çok dost kazıklarını düşündüm. O balkonda hayatı sorguladığım oldu binlerce kere. Seneler geçti, ben büyüdüm. Balkon hala aynı balkon. Cadde biraz değişti. Sokak lambaları aynı. Ağaçlar aynı. Birkaçı eksildi ama aynılar. Yine yağmur yağdığında sarı sokak lambalarına bakıyorum, izliyorum. Yine rüzgar esiyor, üşüyorum. Yine sigara içiyorum.

Dün de öyle bir geceydi işte. Balkona çıktım. Biraz farklıydı bu sefer. Sigarayı daha rahat içiyordum çünkü. Kimsenin uyumasını beklemeden içebilirdim ama bilinçaltımda yer etmiş işte. Herkes uyuduktan sonra çıktım balkona. Kulaklığımı taktım. Gemide çalıyor. Yaktım sigaramı. Camı da açtım. Yağmur yağıyordu. Sarı sokak lambasına baktım. Yine rüzgar esti. Taa Lise yıllarıma kadar gittim. Düşünerek geldim bugüne. Her şeyi detaylıca düşündüm. Bütün elemlerimi. Bütün kalp kırıklarımı. Ne kadar basit harcamışım kendimi oysa, bozuk bir para gibi. Kendime hiç şans tanımamışım. Verdiğim tavizler hep başkalarına dair olmuş, onlar da mahvedip gitmişler. Aşklar, dostlar, arkadaşlar… Ah ne yazık… Ne yazık kendime. Müzik bir yandan kulağımdan içeri akıyor ta kalbime kadar… Bir yandan rüzgar vuruyor yüzüme, öte yanda çocukluğum çarpıyor duvarlara, o ambiyans o kadar elemliydi ki… Bir ara kendimden nasıl geçmişim bilmiyorum. Avucum acıyor diyorum kendi kendime. Birkaç dakika sürdü bu acı. Sonra bir baktım ki sigarayı avucuma değdiriyormuşum meğersem. Oha dedim kendime. Oha. Bir de o balkondan gökyüzü net görünüyor, yıldızlar falan. Bendeki kederi hesap edebilseydim dün hemen arkasından atomu bile parçalayabilirdim. Buna inanmıştım…

Sonra düşündüm. İnsan kaç yaşına gelirse gelsin, neler yaşarsa yaşasın, neler olursa olsun, bazı sahneler var… Onlar hiç değişmez. Hep tekrar eder. Sıkıcı da değildir nedense. Hep kendine has bir dinamiği var. Dün öyle bir sahnenin içindeydim işte bende. Çok garip oldum. Çok garip hissettim. Ölmek değildi, yaşamak değildi. Yani ne ölmeyi düşündüm o balkonda dün gece, ne de yaşamayı. Arafta sıkışıp kaldım. Düşüncelerim sıkışıp kayboldu, varlığım sanki toz olup uçtu gitti avuçlarımdan.

Neyse işte öyle.

Gidin mutlu olun. Mutlu olabileceğiniz şeyler bulun. Saplanmayın. Hayat o kadar kısa ki... Kibrit çöpü kadar.

Bak bu da bölüm sonu canavarı. Esaslı parçadır.


Batuhan Dedde

Fotoğraf: Fotoğraf*