30 Aralık 2012 Pazar

Rise Of Dedde


Yeni hayatımdan merhabalar.


Size epeydir yazamıyorum. Size dediğim buralara işte. Çok de epey olmamış ama ben yepyeni bir hayatın içine girdim. Çok güzel oldu çok da iyi güzel oldu taam mı?

17 Kasım 2012’de Eskişehir’e söyleşi için gitmiştim. O gün çok değer verdiğim bir ablam bana kahve falı bakmıştı. Bu ablam aynı zamanda yaşam koçluğu da yapıyor. Biyoenerjisi var, elinden Aduket falan atıyor. O gün o ablam bana “hayatından çok insanı çıkartıyorsun, çok yakınlarını bile, arınma dönemine giriyorsun, yükselme dönemindesin” dedi. Hatta bildiğin tarif verdi kimleri çıkartacağıma dair. İçimden ‘oha olamaz o kadar’ dedim. Bu ablamdan bir süre önce de bir arkadaşım buna benzer şeyleri vermiş, tehlikeli bir şey olacağını söylemişti. O da tarif vermişti, kimlerin olduğuna dair. Ona da aynı tepkiyi vermiştim.

Neyse.

Eskişehir’de güzel söyleşiyi bitirip İstanbul’a döndüm, fallarda söylenen her şey teker teker çıktığını gördüm. Üzüldüm mü? Evet, üzüldüm. Ama kendime değil, insanlar için üzüldüm. Yazık dedim. Sonra kendimle gurur duydum. Kahin gibi adamım. Bir keresinde şey yazmıştım “Güzel olan şeyleri kaybetmeye mahkumsunuz orospu çocukları.” Bu aklıma geldi. Aferin dedim kendi kendime. Nasıl da çözmüşsün insanları. Ama hala da ısrarla güvenmektesin. Tecrübe çok şahane şeydir. Kolay elde edilmez. Çok ağır darbeler almak gerekir. Maruz kaldığım basitlik, o kadar basit bir şeydi ki. O kadar olur yani. Ben oturup dile getirmeye utandım. Korktuğumu, korkak olduğumu sanan rencide ruhlar var ama utanmak, acizlik karşısında acımak, korkmak demek değildir. Ki alacağım cevaplar belli, niteliği ve niceliği belli mevzular. Konuşmaya değmeyecek bir durum. Cevap beklemek, soru sormak sadece kelime ve zaman kaybı.

Ben ne yaptım? Artık bir şeyler yapmanın zamanıdır deyip kendim için, çıkıp gittim İstanbul’dan. Eskişehir’e.

Mutlu muyum? Anasının amı kadar hem de. Geldiğimden beri hayıflanıyorum, neden daha önce gelip yerleşmemişim? Salakmışım demek ki çok. Burası bence Türkiye’nin en güzel şehri… Yaşlı insan pek göremedim henüz, herkes genç amına koyim. Devasa bir öğrenci kampını andırıyor. Her şey ucuz, esnaf gelir kaynağının öğrenci olduğunu bildiği için ekmeğine ihanet etmiyor. Yolunacak kaz değil yani burada öğrenci, geçim kaynağı. Hor davranmıyorlar. Biraz soğuk var sadece ama sikimde değil. Zaten ben soğuk havayı seviyorum.

Velhasıl, yeni bir hayat, yeni bir düzen. Az ama öz bir avuç arkadaş. Başka bir şeye de ihtiyacım yok zaten. Barda garsonluk yapıyorum şimdilik. Kazandığım para bana çok rahat yetiyor burada. İleride kafamın içinde planladığım butik bir kurabiyeci açıyorum. Çok da uzak olmayan bir gelecekte…

Ve ev sahibim, dünya üzerinde soyu tükenmek üzere olan bireylerden oluşuyor. Dr. Mithat Tosun, onun eşi Beyhan Tosun, brom Zlata Tosun falan. Beyhan teyze herkese oğlum diye tanıştırıyor beni. Mutlu oluyorum. Bir de mahcup oluyorum insanlara. O kadar iyi davranıyorlar.

Eskişehir’de devlet dairelerinde memurlar bile güler yüzlü ve yardımsever. Bu kadar ütopik işte bu memleket. Ve bir de ayrı bir paragraf belediye başkanı için açmak gerek.

Hoca, görebileceğiniz en mükemmel yerel yönetimcilerden. Haberlerde falan görmüştüm daha önce bir ara hükümet çok uğraşıyordu ya, o zamanlar. Buraya gelip gördükten sonra neden uğraştığını anladım. Film Festivalleri, Tiyatrolar, Barlar, sokaklarda Efes tabelaları, mükemmel şehir peyzajı, her yerde heykeller falan. Putperest bir şehir yani. Tinerci bir memleket… Umarım bu şekilde kalır, bozulmadan. Hoca, mükemmel işler yapıyor burada. Yapmış. Seneye bir de üniversiteye gireceğim burada, o saatten sonra karada mutsuzluk yok bana. ve bana kalsa, ben burada yaşlanırım arkadaş. Ömrümü tamamlarım. Çok ufak değil, orta ölçekli bir şehir ama çok gelişmiş bir şehir. Kurabiyeciyi açsam, her sene de 1 kitap yazarım. Ohh mis. Zamanı gelince bir tane de kızım olur. Sikerim bu gezegendeki kederin anasını o saatten sonra ben.

İnanır mısın buraya geldiğimden beri kafamın içinde ‘bundan sonra bir sevgilim olmamalı, bu huzuru bozmamalıyım’ düşüncesi dolanıyor. Çok hoşuma gidiyor bu düşünce. Ama biri çıkıp bana bir kız çocuğu doğursa güzel olur, sonra da gitsin zaten önemli değil.

Cumartesi günleri saat 16:00 – 18:00 arasında Barlar sokağındaki Public Tube’de sahneye çıkıyorum. Caz falan söylemiyorum tabii ki, şiir okuyorum. Emrah abi çalıyor klavyede, ben de okuyorum. Güzel oluyor. Eğlenceli oluyor. İleride farklı programlar yapacağız güzel güzel konseptler. 16 – 18 dedim ama saatler ilerleyen zamanlarda değişkenlik gösterebilir. Facebook, Twitter hesaplarımdan takip ederseniz görürsünüz ilgilenen kardeşler.


Ha bu arada, senaryo işi vardı ya hani benim. O gerekli mercilere ulaştı, geçen gün görüştüm. “Okuyorum abicim, pek vaktim olmadığından hepsini bir gecede oturup okumam mümkün değil ama ufaktan okuyorum, haber vereceğim ben sana” dedi telefondaki abi. Serdar Akar’ın çok yakın bir arkadaşı o telefondaki abi. Elden götürüp vereceğim okuduktan sonra dedi. Ben güzel şeylerin olacağını hissediyorum. Eğer o senaryo olursa bahsettiğim butik kurabiyeci daha erken bir zamanda olacak.

Bunların dışında eskiden Hayvan, Öküz dergileri vardı bilenler bilir.  Şimdi bu dergiye yem verdiler, tekrardan canlanıyor. OT Dergisi ismiyle. O derginin kadrosunda ben de varım. Ben de yazacağım o dergide komikli şeyler. Güzel bir haber bu benim adıma. En başa dön şimdi, ne demişti o elinden aduket atan ablam? Yükselişe geçiyorsun. Lan yoksa?

Ben bu devri Rise of Dedde olarak tanımlıyorum.



Neyse.

Yükseliş, başarı falan bilemem. Bir şey diyemem. Olursa da yok demem elbette ama acayip huzurluyum. Bu huzurun bunlarla alakası varsa, evet, yükselmeliyim!



Batuhan Dedde

2 yorum:

  1. Eskişehir'e gelip senin şiirini dinleyip tanışamazsam gözlerim açık gider be aşağlık herif !

    YanıtlaSil
  2. ben huzurumu daha bulamadım hayattan yana ama senin bu derece huzurlu, hayat dolu, başarılı olduğunu görebilmek çok güzel be dedde:) her daim tahmin ettiğin üzere ömrüm boyunca takipçinimmm:) tıpkı bugünün gibi gelecek yeni güzel yılların bir ömrün böyle güzel geçsin emiii:)) (beşiktaşlıdan..)

    YanıtlaSil