7 Şubat 2013 Perşembe

Çöl Köpeği ve 33. Peron


Hayat bazan öyle bir tekme vuruyor ki ağzımıza, zehirli… Bu tekmenin zehrindeki sihir, tekmeyi yedikten çok uzun zaman sonra acısını hissetmek. Köşeli jeton durumları…

Pek çok şeyi yaşayarak tecrübe ettim, o yüzden bu kardeşinizin dediklerine kulak verin bence. Yaşayarak öğrenmek güzeldir ama çok parçanı söker alır senden, birinin sana yaşayıp öğrenerek anlattığı şeyleri dinlemeyip sen de yaşayarak öğreniyorsan bunun adı aptallık bence.

6 Kasım 2011. Çok lanetli bir tarih. 33. Peron da öyle. İki üniversite bıraktım ama çarpım tablosunu bilmem, sayıları ve onların ilişiğinin olduğu hiçbir şeyi sevmem. Bu zamana kadar neyi sevmediysem gelip hayatımın orta yerine oturdu. Sayılar da öyle. 33. Perondan kalkan bir otobüs, beni bir daha asla dönemeyeceğim yollara götürdü. Bugünleri görebilseydim o otobüsün yolda kaza yapmasını dilerdim. Oysa ne kadar enayi bir umut varmış gözlerimde, bunu şimdi idrak ediyorum. Bir sürü güzel şeyi 33. Peronda bırakmışım. Ademoğluna olan inancımı, hayata dair güzel detayları, güven duygusunu, varoluşu, hiçliği. Hepsini orada bırakmışım  meğersem. 33. Peronda.

Bu benim kalın kafalılığım mı, jetonun çok büyük ve köşeli olmasından mıdır nedir bilmem, neredeyse 2 yıl sonra geldi ‘click’ sesi ve perde kalktı gözümden. Kalksa ne olur ki? Perde kalktı ancak gördüğün gerçekler çok çok uzaklarda bir sarayda yaşıyor, ben o sarayın kapısından içeri girmeye çalışan bir çöl köpeği.

Şimdi o sarayın kapısından girmeye yeltenirken ikiden fazla parçaya bölünüyorum. Birincisi köpekliğime, itliğime güvenmeyişim. Hayvan bu, huyu belli olmaz. Hayvan ama artık daha metanetli bir hayvan sanki, daha emin bir hayvan. Zamanında bir Lusnika’yı hayallerinden ısırmış bir köpek. Şimdi Lusnika, bir sarayın içinde hak ettiği kadar mutlu. Köpek? Köpek işte.

Bazı uzaktan izleyip Lusnika’yı ne kadar da hak ettiği şeyleri yaşadığını düşünüyorum, gururlu, mutlu, huzurlu. Bazı da içim elvermiyor, kapıp koyveresim geliyor, bazı da kapıp koyveresim geldiği halde hiçbir şeyi bozmamak için mideme çeşitli kramplar sokuyorum. Ki bu sadece zihnimden geçendir, bir şeyleri bozmaya gücüm yok artık, kimse de aynı yerden bir kere daha kırılma riskini almaz kemiğinin. Herkes ben mi? En olmadık yerlerinden defalarca kırılmaya olanak versin…

Daha önce demiştim, geç kalmakla meşhurum. Hayatım boyunca her şeye geç kaldım çünkü. Her şeyi geç anladım, geç idrak ettim hayatıma dair konuları, hayati mevzularımı…

Bir gün kendi cenazeme bile geç kalacağım sanırım, samimi söylüyorum…

Ne oldu peki?

Hiç…

Yazdığım bir şarkıda şöyle bir satıra yer vermiştim, “hep severek kaybettim.”

Başka bir yazımda, bir kısa öykümde ise; “güzel olan şeyleri kaybetmeye mahkumuz orospu çocukları” demiştim. Aslında o lafı en başta kendime ettim ama kendime küfrü yediremediğimden sizi de ortak yaptım, yalnız kalmamak için bu kaybedişte…

Sahi mahkum muyum? Bence müebbet yemişim ben, dizlerimde yüzyılın kırılganlığı…

Kaybedenlerin inandığı bir din kuracak olsam, açıkara tanrı olacağım, kesinlikle…

Kursak mı ki böyle bir inanç sistemi?

Hayatımı pek çok yerde bıraktım bu zamana kadar. Dedemin ölümünde bıraktım bir parça, bir parça başka mevzularda vs. büyük bir parçasını da 33. Peronda düşürmüşüm, öyle büyük bir parça ki, şimdi anlıyorum eksildiğimi, 2013 yılında…

Bu akşam alkol yok, kahve ve sigara var.

Bu sigarayı da 33. Peronda düşürdüğüm güzel şeylere yakayım bari…

Hadi geceniz zehir zıkkım ola…


(Kalın kafalı) Batuhan Dedde


Bu da bölüm sonu canavarı;




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder