13 Şubat 2013 Çarşamba

Mezarlıklar Müdürü


Az önce bi’ sigara yaktım, geri yasladım kafamı, derin bir nefes çektim, dudağımın arasından çıkıp tavana doğru süzülen dumanı izledim. Dumanın içinde kaybettiklerimin siluetleri vardı sanki. Böyle düşündüm…

Aklım erdiğinden beri, bir şeyleri anladığımdan beri o kadar çok şeyi gömmüşüm ki… Beni de gömdüler, sadece ben gömmedim elbet. Aşklarımı gömdüm, arkadaşlarımı gömdüm, dostlarımı gömdüm, akrabalarımı, değerli şeyleri, maneviyatı yüksek olan değerleri… Ne çok şey gömmüşüm bu zamana kadar. Peki bir şeyi, bir olguyu gömmek onu geçirir mi? Bence hayır. İçine gömüyorsun işte, sadece seni çürütüyor ince ince. Kimse farkına varmıyor, kötü kokular yok, kötü görüntüler yok…

Bundan 4 sene önce yazdığım bir şiyir de demişim ki bir cümlesinde;

Ve her aşk sıkılmıyor kendini tekrar etmekten.
Ucuz bir barın köşesinde duran, her gün aynı şarkıları
Çalmaktan bıkmayan eski bir müzik kutusu gibi...
Haydi; ‘Tekrar çal Sam...’
,

İstisnası da yok bunun he. Neden böyle oluyor anlam veremedim 10 yıldır. Artık düşünmüyorum bile, sikmişim geçmişini. Emeklilik yaşı gelen kalp kırıklarım var benim, hala ayakta durmaya çalışıyorlar.

Neden böyle olduğunu bir gün algılayabilirsem, ciddi anlamda ereceğimi düşünüyorum. Böyle havada durmalar falan…

Hatanın bende olduğu kesin ve net. Çok keskin ve bariz bu. Hatalı benim. El insanı bir hatalı olur, iki hatalı olur ama yirmi iki kere hatalı olmaz. Demek ki suç bende, bir şeyler eksik ya da fazla. Nedir bunlar, bulamadım hiç. Bunları anlayabilmek için testler de yaptım ama sonuç hep negatif.

Eskiyi düşündüm de…

Dedim ya hani ne çok şey gömmüşüm içime diye… Kendi yarattığım dünyamda en büyük mezarlık, en parçalanmış, virane duvar, üzerinde yüzlerce çizik olan…

Ben az önce yine bir şeyleri gömdüm içime. Gömmek zorunda kaldım. Gömmek zorunda bırakıldım. Devlet memuru olsaydım, mezarlıklar müdürlüğünde görev alırdım. Bireysel bir yeteneğim var çünkü. Biçilmiş kaftanım…

Her gömüden sonra ne oluyor peki? Biraz daha çürüyor içim, biraz daha pislik bulanıyor ruhuma, biraz daha gömülüyorum falan.

Bir gün beni de gömecekler… O zaman huzura ereceğim, hani inanç gereği gideceğim yer belli, ateşlerin olduğu havuzlarda yüzeceğim belki ama. O dini öğretileri baz alırsak bunun bir sonu var, sonsuzluk yok, elbet cennet var. Ama böyle yaşarken? Güzel olacak umudu yok çünkü, tamam öleceğiz bir gün ama neden bile bile ortalama 60 sene bu ıstırabı çekeyim ki?

Bize kalan yine kalp kırıklarının arasından turuncu güneş huzmeleri düşlemek, bunlara zorla inandırmak o sikik ruhumuza…

Kabullenmek kısmı en dikenli tarafı bunu. Artık yok! Diyorsun kendi kendine. Geceleri tekrar ediyorsun. Kafasını gözünü yararak ruhunun, kabullenmesini sağlıyorsun benliğinin bu yokluk durumunu.

Kötü laf etmek düşmez kimseye anti kahramana bile. Sonuçta herkesin kendi tercihi, gitmek onların tercihiydi, onların gitmesini sağlayacak tercihi, yani gelmesini de tercih etmek bizim tercihimizdi. Kendi seçimlerin elinden kayıp gittiğinde bir şey yapamıyor insan, çaresizce bekliyor, bekliyor. Sonra bu bekleyişin de ne kadar anlamsız olduğunu görüyor, hiçleşiyor, başkalaşıyor…

Istırabımı hafifletecek hatta hayatımın geri kalanında zaman zaman beni mutlu edecek bir hadise var. Onu da yapacağım sanırım 30 bin lira kredi çekebilirsem. Yaparsam hepinizin haberi olacaktır mutlaka…


Amaçsızca yaşıyorum artık. Bir amacım yok. Bir idealim yok. Şu yazdığım kitaplar, mektuplar, şiyirler falan. Bunlar sadece vakit öldürmek için yaptığım işler bundan sonrasında. Dünyada kalan vakitte, ıstırabımı hafifletmek adına, ufak bir merhem sürmek gibi işte.

Amacımı gömdüm büyük bir B harfinin yanına.

Bir şey falan olursa bana dostlarım, yazdığım mektuplar var, onları kurcalayın, onlar size yol gösterecektir, ne demek istediğimi, amacımı sahiden büyük bir B harfinin yanına gömdüğümü, öğreneceksiniz. Öğreneceksiniz o harfin nerede olduğunu ve oraya neler gömülü olduğunu.


Neyse.

Bir gün hepimiz öleceğiz elbet, kimse kazık çakmadı bu gezegene, çakmayacaktır da…

O yüzden,

Gidenlerin, kalanların, gömülenlerin, içi çürüyenlerin, sümmanilerin, ruhu sürgünlerin, itlerin, çapulcuların, serserilerin, kimsesizlerin, yitiklerin, pişmanlıkların canı sağ olsun…



Haber: Önümüzdeki Sonbahar dönemi için yeni bir şiyir kitabı hazırladım dostlarım. Baskıya hazır halde. Geriye kalan tek şey beklemek… İsmi mi? İsmini çıktığında görürsünüz.

Al bu da bölüm sonu canavarı;


Batuhan Dedde


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder