19 Mart 2013 Salı

Armstrong - Waits Arası Bir Ses Tonuyla Veda Hutbemi Okurum Sana


Cenazeme gelirsen, Louis Armstrong – Tom Waits arasında bir ses tonuyla veda hutbemi okurum sana.



16 yaşındaydım sanırım işte orta üçüncü sınıfa gidiyorum. Kaç yaşında olmam gerekiyor hesap edemeyecek karmaşık kafam şu anda…

Yetiştiğimiz ortamlar, yaşadığımız kültür ve model aldığımız adamlar çok çok dipteydi, en aşağılarda bir yerlerde, en altta, saç diplerine kadar "öteki" insanlar... Hırsızlar, torbacılar, gaspçılar, güvercin besleyen baliciler falan filan... Her yerini jiletle doğramış adamlar yani.


Bu güzel bir şey dostum, hayatı en sağlam yerinden tanımak adına…


Tenimin ilk jiletle tanışmasıydı işte. Çok salakça değil bilakis içinde bulunduğum dönemin en gerekli kurallarından. Daha önceden de öyle bir tecrübem olmadığından, ayarını bilmiyorum. Kocaman yarık oldu sol kolumda, omuz kısmıma doğru. Jileti vurur vurmaz önce derimin altındaki yağ dokusu çıktı ortaya, biraz da kas dokusu... Sonra oluk oluk kan. 2 tane tam tuvalet kağıdı bitti, yine durmuyor. En sonunda 3 tane sigarayı kırıp önce tütünü bastım, sonra da çığlığı...

O gün onu niye yapmıştım? Çok buhranlı bir dönemdi. Babamın yanında çalışan, kardeşim gibi sevdiğim bir çocuk işi bırakmıştı, bir kıza çok aşıktım, babam serserilik etmeme izin vermiyordu, kimlik bunalımı yaşıyordum vesaire...

Hala da duruyor izler. İstesem dövme ile üzerini kapatırım, ameliyatla sildiririm ya da. Bir arkadaşım var, bu işlerin uzmanı, sağlıkçı. “Gel lan yapalım para da istemiyorum düzelsin kolun” diyor ama gitmiyorum. Çünkü bana nereden, nasıl bir cehennemden geldiğimi hatırlatıyor o izler. O izler aslında benim geçmişimle aramdaki bir halat. Ya da hayatımın bana imzası. Bir keresinde öyle demiştim çok güzel bir kadına. Tatildeydim. Kolumdaki izleri sordu, “Ne o öyle faça falan serseri misin sen?” dedi. Bende “faça değil onlar, hayatın imzası” dedim. O zaman güzel bir şey söylediğimi düşünmüştüm, sonradan arabesk olduğunu düşündüm şimdi ise yine güzel bir şey söylemiş olduğumu düşünüyorum ya da bunun güzel bir söylem olduğunu düşünecek kadar arabeskim.

Neyse…

Az önce oturuyorum, öyle içimden geçti. Evdeki permatiğin içinden jileti çıkartıp yine o gün ki gibi vücuduma derin kesikler atmak. Kan görmek. Nasıl bir psikoloji ürünü bilmiyorum, neden böyle düşündüm ve hala düşünüyorum, onu da bilmiyorum. 20 dakikadır sorguluyorum kendimi bu konuda, cevabım yok. Bir insan -ki böyle bir şey düşünenin ne kadar insanlığı kalmıştır, tartışmaya açık- neden kendine zarar verme eğiliminde olur, ne tür bir rahatsızlık bu? Neden böyle bir eğilim vuku bulur insanın ruhunda. Ruh mu bedenden nefret ediyordur yoksa beden mi taşıdığı ruhun ağırlığından tiksiniyordur?

Bütün bunları düşündükten sonra kendime dönüp dedim ki; “Mutlu olamayacaksın orospu çocuğu, sen en iyisi bi sigara daha sar…”

Sonra bi sigara daha sardım kendime, kalktım kahvemi yaptım, oturdum dedim bari bu yarrak gibi anımı ölümsüzleştireyim, yazıya dökeyim…

Şu anda ses tonum Louis Armstrong’la Tom Waits arası bir ton… Neden biliyor musun? 1 saat içinde  yaklaşık yarım kilo Çelikhan tütünü içmekten. Arada bir ton kaçırıyorum, başka bir canlıya aitmiş gibi çıkıyor sesim…

Ve bangır bangır Müslüm baba çalıyor kulaklarımda. İsterdim ki bu saatte komşularımın da beynini sikeyim, niye istemedim bende bilmiyorum. Dur lan şu kulaklığı çıkartayım onlar da dinlesin…

Sen de oğlum sen de… Mutlu olabileceğini mi sanıyorsun? Yalnız olduğunu mu düşünüyorsun hep? Hiç torbacın telefonlarına cevap vermemezlik etti mi? Yaa…

Yalnız bir adam olarak hayatı devam ettirmek, bazı günlerde güzel... Çok günlerde kötü… Ben hâlbuki istemiyorum yalnız bir adam olarak hayatımı eksik bir şekilde tamamlamak. Ama tam anlamıyla bu olacak. Tercihsel bir şey bu. Anladın mı? Bunu tercih ediyorum ya da tercih etmeye zorlanıyorum.

Bugün hayatımla alakalı şeyler öğrendim, geleceğimle alakalı. Normalde bu tür şeylere inanmam ben. Bir kere inanmadım, Allah mı kim yaptı bilmiyorum da ağzıma çaktı uçan tekmeyi.

Hayatımın en güzel zamanlarında bu güzelliğin bozulacağını söyledi, gideceğimi bu ülkeden, başka şeyler yaşayacağımı falan. O zaman içimden hatta yüzüne karşı siktir çektim tabii. Sonra ağzımın ortasına yedim tekmeyi.

O güzellik hiç beklemediğim şekilde bozuldu, aklımın mantığımın almayacağı şekilde… Şahsımın Ayı ortadan böleceğine bile ihtimal verirdim ama o güzelliğin bozulmasına ihtimal vermezdim, hem de söylenmişti bana bozulacağı. Nitekim öyle de oldu. Bozuldu. Sonra başka ülke mevzuları çıktı. Tercih etmedim. Gitmedim. İstemedim. Umut vardı. Umudu sikeyim!

Şimdi o güzelliğin bozulacağını söyleyen, tekrar çıkıp karşıma bana hayatımı bir senaryo şeklinde anlattı. Sonunu dahi!

Yani ölecekmişim ben. Hastalık falan değil bu. Kendi irademle tercih ettiğim bir şeymiş bu. Öyle söyledi.

Endişe duydum mu? Bilakis sevinç hissettim göğsümde, garip bir telaş. Ama başka eklentilerde var bana söylediği şeylerde. Arkadaş kimsenin hayatının zindan olmasına lüzum yok işte bir it ölecek diye. Kaldı ki ben ölümümü sağlayacak hadiseyi kendim icra ediyormuşum yani bir dış etken yok. Tamamen irademe dayalı. Daha ne olsun işte! Yer bile söyledi. İnanıyor muyum? Bu sefer evet. Bir kere inanmadım, ağzıma tekmeyi yedim. Yine inanmazsam söylediği şeyler olmayabilir, o yüzden inanıyorum.

Merak etmeyin öyle bir şey yapmadan önce bu yarrak gibi insanoğluna bırakacağım uzun bir veda hutbem olur. Camilerde, mihraplarda okunmaz ama sokaklarda, kaldırımlarda, varoşlardaki esrar içilen harabelerde okunsa kâfi.

En çok içime oturan şey ise, Eylül Pia olur. Bu isimde bir canlının bana “baba” sıfatıyla seslenmesini duymadan bu kulaklar, gidersem. Yazık bana. Gerçi bana hep yazık. Her zaman yazık.

Hadi bütün bu senaryo olmadı diyelim. Tercihlerim değişti, ilk seferindeki gibi…

O zaman ne sikim olacak? Yarım yamalak yaşamayı kim ister ulan? Ben zeki bir adamım, zekama hakaret sayarım bu şekilde bir yaşamı tercih etmeyi…
Cinayet var dayı!


Bak o bangır bangır Müslüm şarkısı hala devam ediyor…

Şöyle diyor sözlerinin bir kısmında da;

“gençliğim yıllara boynunu bükmüş
kader fırtınası yaprağım dökmüş
yıkılmaz sandığın bu insan çökmüş
bahtı böyle siyah değil miydi ne”

Arabesk güzel şeydir vesselam,
Selam…

Senin de ruhun şad olsun tekrar tekrar baba!

Gelirim falan, bana bunu canlı canlı söylersen ne şahane olur…


Sen de tanrım! Sen de... Hiç sabahları güzel karşılayacak imkan vermiyorsun. Biz sana böyle yapıyoz mu ya? Ayıp değil mi? 


Neyse, siz bunu dinleyin… Ben de bari hazır ses tonumda benziyorken bir Tom Waits şarkısı açıp eşlik edeyim, sonra da uyurum zaten bir kahve içip…




Batuhan Dedde

2 yorum:

  1. garip bir orospu çocuğusun lavuk hapı sen at düşüşlerini ben yaşayayım o kadar üzüldüm sana ama hayat bu bi karı için değmez ...

    YanıtlaSil
  2. azdan az çoktan çok ben az diyorum sen çok anla yaşadığın kafayı kıskandım bilader..

    YanıtlaSil