9 Nisan 2013 Salı

Kırmızı Eroin -tahta putun şiirleri-


Hayatım, kimselerin dinlemediği yerel bir radyo istasyonu gibi, cızırtılı, boktan müzikleri olan…



2012 Mart ayında kol gibi dolandırıldım, 2012 Nisan ayında hastanelik oldum ruh halim yüzünden, 2012 Mayıs ayında çok ağır bir darbe aldım dış etkenlerden…

Haziran ve Ağustos, çok iyiydi. Eylül, her seneki boktan, sikik Eylül. Kendimi şartlandırmasam bile her yıl Eylül ayında mutlaka bir boklar oluyor. Devam ediyoruz,

25 Ekim Perşembe saat 19.44’de mükemmel terk edildim, Kurban bayramının 1. Günü olması, ya yüksek zeka ürünü bir gönderme ya da komik olmayan bir şaka bana tanrı tarafından yapılmış. 31 Ekim Çarşamba, saat 18:37’de hayatımın ikinci damarı koptu, kuzenim Utku öldü. Ölüm haberini aldım. Birkaç gün sonra ben intihar edecektim, bunun planlarını kurgularken kafamda telefondaki ağlayan, ablama ait ses Utku’nun öldüğünü anlatmaya çalışıyordu. 6 gün içinde iki büyük damarım koptu. O sıralarda da ben sahiden bir damarımı kopartma planları içerisindeydim. Katlanmaya çalıştım bütün bu olanlara. 17 Kasım’da ise hayatımın en büyük darbesini aldım. Bütün güvertelerim su içinde kaldı. Bu kadar kısa sürede, bütün bu olanlar. Çok ağır. Gerçekten çok ağır moruk. Sözde aştım bütün bunları ama, psikolojimi o kadar tahrip etti ki bu olanlar, zaman zaman flashbackler yaşıyorum. Bu olanları saydığım dönemlerde maddeler kullandım, kullanmak zorundaydım. Çünkü ayık gezsem bir sapkınlık yapacaktım kendime. Sonuç olarak dişlerimi kaybettim, parçalandı hep. Fiziken etkisi bu oldu. Biraz daha çöktüm, yaşlı göründüm. Ruhumda olanları anlatamam bile.

Bütün bu boktan şeylerin yanında güzel şeyler de oldu elbette. Yeni kitaplarım çıktı, sağlam dergilerde yazmaya başladım vs. ama öyle kötü, boktan şeyler ki, affetmiyorum kendimi. Kendime şans tanımıyorum.

Bak mesela, Utku öldü. Herkes 1 ay boyunca öldü öldü dirildi, ağlayanlar, sızlayanlar vs. sülalemde tanıdığım ne kadar insan varsa acı çekti. Üzerinden 5 ay geçti aşağı yukarı. Şimdi kim hatırlıyor Utku’yu? Ailesi haricinde? Kimse. Hayatlarına devam ediyorlar. Hatta annesi yani halam bile… Ama ben edemiyorum moruk. Çok sık hatırlıyorum. Çok sık aklıma geliyor Utku. Bazı geceler uyumaya yakın Utku ile yaşadığım maceralar gözümün önüne geliyor. Suratım ekşiyor farkında olmadan. İçim burkuluyor. Tüh amına koyayım diyorum. İyi de neden böyle ki? Yani normal bir şey mi bu onu çözemedim henüz… Niye böyle saplanıp kalıyorum. Önümü göremiyorum. Plan yapamıyorum geleceğime dair. Birkaç hayalim vardı, o da elimde patladı. Hatta götümde patladı. Öyle derler ya… Hiçbir şey canım istemiyor. Bak Haziran ayında sınavım var, iyi çalışmam gerek. Üniversiteye kesinlikle girmem lazım, hayatımın son virajı belki de. Ama zerre içimden gelmiyor usta. Bu aralar romanı da boşladım. Mayıs ayında kitabım çıkıyor falan. Ama niyeyse bir sıkıntı var bende. Huzur yok. Önüme bakmak istiyorum ben artık. Beni geçmişime sabit tutan zincir, ip, bağ ne varsa kopartayım atayım istiyorum…

Sanki dev bir tetris oyununun içindeyim. O meşhur ‘çubuk’ var ya. Bir tek onu bekliyor gibiyim. O bir gelse, bütün bloklar patlayacak ve ‘win’ yazacak ekranda. Ama o ‘çubuk’ sanki böyle tatile gitmiş de, bana kumsaldan fotoğraflarını atıyor gibi. Anladın değil mi? Böyle boktan, karmaşık işte her şey…

Bu arada, yeri gelmişken… Söylemeyeyim dedim ama, nasılsa öğrenecek herkes yakında. İbnelik yapmayayım, vazgeçtim. O yüzden söylüyorum. Yeni kitabımın adı “Kırmızı Eroin –tahta putun şiirleri-“ Mayıs ayında çıkacak sanırım, öyle buyurdu Şenol reyiz. Ama ben yine de huzurlu değilim… Neden ki?

Kitabın adının bu olmasının bir sebebi var. Bir gün, ben öldüğümde “Tahta Putun Mektupları” diye bir kitap çıkacak, o zaman bu kısa boylu ‘seri’ kendini tamamlamış olacak. Tahta Put hikayesi de hayatımla beraber sonlanmış olacak kendi bireysel tarihimde. Ve tarihlerinde. Sırada roman var, sonbaharda çıkacak olan. Ondan sonra da bir deneme kitabı daha hazırlamak istiyorum. Kısmet, nasip tabii. Ama yine o zamanda da huzurum olmaz diye tahmin ediyorum.

Ya ben nasıl bir yaratığım bende anlamadın amına koyim. Dayak istiyorum diyeceğim de, bu zamana kadar çok yedim yani şımarıklık değil.

Bir de burada yazdıklarım sanki hep kendini tekrar eden şeyler gibime geliyor zaman zaman ama sikimde değil. Çünkü burası kişisel bir blog. Benim şahsi alanım. Edebi bir kaygı yok. Sadece belirtmek istedim sikimde olmadığını eğer gerçekten sanrısına düştüğüm gibi kendimi tekrar etme olayı varsa burada.

Rüyamda elimde paslı bir tabanca gördüm. Başka bir şeyler daha gördüm. Hala çok etkisindeyim o rüyanın. Çok gerçekçiydi oğlum ya. Çanakkale’deyim falan böyle, uzaktan gemileri görüyorum, turuncu/kızıl arası bir gün batımı, dalgalar kocaman. AVM’ye gittim vs vs. neyse çok detaylı konuşmaya gerek yok, o paslı silahı kafama dayıyordum. Bir de dayayana kadar ağlıyordum. Tetiğe dokunduğumda yattığım yerden sıçradım salya sümük ağlıyordum gerçekten de. Saçlarını turuncu yapma tarla korkuluğu, çok çirkindin…

Ayrıca Cemal Süreya bir mektubunda der ki,

"hayat kısadır kuzucuklarım
yine de uzundur kuzucuklarım."


Kısa mı? Uzun mu? Bunu belirleyen insanın kendisi değil, dış etkenlerdir bence… İkisi de doğru yani. İki mısra da…

Neyse.

Batuhan Dedde


Bu da bölüm sonu canavarı, yağmurlu bir günde elimde bir şişe vodka ile ayaklarımı bir gökdelenin tepesinde aşağı doğru sarkıtıp bu şarkıyı bağıra bağıra söylemek istiyorum bende. Islak bir köpek gibi görünüp, ağlayarak. Şarkı bittikten sonra da aşağı atlarım belki…


3 yorum:

  1. Rastlanti eseri, adini sanini daha once duymamisken, yazilan (daha cok kendime bulanan) bir kac cumlenin pesine dusup buralara kadar geldi takibi golgenin... Okurken nefes almayi unuttugumda oldu... kendi buhranlarinin izini tasiyan heryazinin, yazani sen olsanda kahramani hep okuyandir, okudum onayladim... Bir suredir kelebeklerimle boceklerimle mutlu olduguma inandirdigim dunyamin cigirtkanlari yine geldi buldu bni sayende, o yuzden sanirim bana borclusun... Magarama cekildigimdeki ilk isim bu gece, bir sise sarap acip, burusturup icine atttigim ve her bir kanama icinde dilek tuttugum karanlik kuyumdaki anilari tek tek cikarip, onlara icmek olacak...

    Svgler..
    Ü.S

    YanıtlaSil
  2. ü.s. saygılar

    batu dayak mı istion baby ? oda iş yapmıor ne olacak göremion mu amk

    YanıtlaSil
  3. kitabı alayım o zaman..
    salıncak boş mu..

    YanıtlaSil