5 Nisan 2013 Cuma

Huzur Yok, Ne Var Lan İt?


Size de oluyor mu ya bazan öyle hissediyorum ki, sanki böyle hayatım büyük bir güneş tutulmasına maruz
kalmış, gündüz vakti karanlıkta kaybolmuşum gibi. Öyle bir saplanmışım ki olduğum yere, ne ileri gidebiliyorum ne de olduğum yerde huzurluyum. Acayip bir paradoks, ileri gidemiyorum çünkü saplandığım yerdeki manzaraya o kadar alıştım, o kadar bağışıklık kazandım ki, “ya artık az acıyor nasıl olsa, ileride ne var bilmiyorum belki daha kötü olur, siktir et” diye düşünüyorum kendi kendime. Buna öğrenilmiş çaresizlik mi diyorlar yoksa sik kafalılık mı?

Bunalım, nükleer bir atık gibi. Bulaştığı zaman etkileri hep var…

Bir haftadır olduğum yerde saplanıp kaldım. Romana iki satır bile eklemedim, dışarı çıkmadım doğru düzgün, yatağın üzerinde kucağımda laptop, bol tütün bol kahve paso müzik… Arada bir film izleyeyim diyorum, beş dakikayı zor görüyorum hemen kapatıyorum. Daralıyorum. En sevdiğim şey, yazmak… Onu bile yapmadım. Yapasım gelmiyor. N’oluyor lan?

Aslında çok da güzel şeyler oluyor he. Bak bundan bir önceki yazıda yazdım. 3 yılda 5. Kitap… 6. Kitabı yazıyorum bir yandan falan. Güzel şeyler bunlar ama huzur neden vermiyor bana? Bir de işin kötü bir tarafı, artık öyle çok heyecanlanamıyorum kitabım çıkacak diye. Yani ufak bir heyecan var tabii de, ne bileyim ilk kitabım çıktığı zamanları hatırlıyorum da, ağzım kulaklarımda gezdim günlerce. 3 yılda 5 kitap çıkartmak belki de bir sürü insanı hayatı boyunca mutlu edebilecek bir mevzuu ama… Şimdi benim bu durumum işin orospusu olmak mı? Yoksa nankörlük mü? Bilemiyorum.

Allah’a nasıl bir yanlış yaptım da beni bu şekilde cezalandırıyor, gerçekten çok merak ediyorum ben. Huzur yok. Hiç yok. Ne olursa olsun yok. İç huzuru sağlayamadım bir türlü ne yaptımsa. İtiraf edeyim, Yoga bile yaptım amk. Gülme, sikerim belanı.

Ben bir parça huzur istiyorum, bir damlacık sadece. Başka hiçbir şey istemiyorum. Bu huzur, bir fabrikada işçi olarak çalıştığımda gelecekse hemen başlarım, bu huzur çok kitap yazmakla olacaksa daha fazlasını yazayım…

Neyle olacak bu huzur? Nereye sıçacaklar ya?!

Bazan karşıma çıktığını düşündüm huzurun. Öyle sandım. Sanrılar, pistir. Adamı en olmadık yerinden yaralar. Zaten yaralı olan bünyem, daha başka yaralara da ev sahipliği yapıyor böylece.

Bu arada, geçenlerde büyük ustayı andık falan, bir paraf paylaşayım ondan…

“Ne olur? Anlaşamayacağımızı anlarsak veda eder ayrılırız. Bu o kadar mühim bir felaket mi? Hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hala kabul edemiyor musunuz? Bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar; ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar…”
 Sabahattin Ali - Kürk Mantolu Madonna


Neyse. Ben gidip biraz roman için çalışayım, bir iki satır karalayayım…

Batuhan Dedde

Bak bölüm sonu canavarı da bu. Kaç yaşındaydım hatırlamıyorum ama küçüktüm bunu ilk duyduğumda. İlk kez dinlediğim an kendi kendime demiştim ki “Bir gün evlenirsem, evleneceğim kadınla dans ederken bunu dinliycem.” Bu hala geçerliliğini koruyor ama evlenecek kimse yok işte ahaha.



3 yorum:

  1. Günah yerlerde dolaştık
    yanlış aşklara ibadet ettik
    Seni anlıyorum
    Nezaket sikişi
    Tanrınız öldü
    Kral karnını doyurdu
    Bulaşık tabaklar
    Faturalar
    Sex yada kahve
    Dilenci çocuk hergün senin adına üzülüyor
    Dinsizler
    Kadın bugün pezevenke namusu anlattı
    Alternatif çakma mutluluklar
    Neyse insan kalın

    YanıtlaSil
  2. Huzur ruhundan sızıp hayata damlattıklarında değil... İçinde. Aldığın nefeste. "Polyannacılık-sufilik " diye düşünürsen algını babam siksin.. Alakası yok cünkü.

    Belki bir gün veririm sırrımı. Şimdi siktir olup gitmeden önce sana bir yudum huzur bırakayım. Yine geleceğim... Sesime kulak ver : http://www.youtube.com/watch?v=ZbGO5QTjXgk

    Nefertari

    YanıtlaSil
  3. Bunalım, nükleer bir atık gibi. Bulaştığı zaman etkileri hep var… iki cümle yeter bazen anlatmak için

    YanıtlaSil