2 Nisan 2013 Salı

Korsan CD Satan Adamın Tırmandığı Merdivenler


Merhaba canlar…


Öyle darlandım yine, yazayım dedim. Bu aralar çok Müslüm Gürses dinler oldum, sağlığım bozuldu yine. Hayır rahmetli güzel de okuyor, vazgeçemiyorsun. Geçenlerde Diskografisini indirdim, 8 GB… Ne kadar büyük bir sanatçı değil mi? Bundan 10 sene öncesinde “ıyyyy” diyenler şimdi Müslüm Baba hayranı orası ayrı bir ibnelik. Çok şükür ki yaşadığımız muhitin kültürel düzeyinden ötürü çok erken yaşta tanıdık babayı… Öyle cover şarkılarıyla da değil hani. En umutsuz, en petrol siyahı şarkılarıyla bildik. Aldanma çocuksu mahsun yüzüne diye uyardı bizi, bir güzel sevmiştim diye anlattı, ayrılırsak her şey biter sevgilim diye inceden tehdit etmeyi öğrendik vs…

O indirdiğim 8 GB arşivde taaaa 17 yaşındayken yaptığı, çok insanın bilmediği kayıtlarına ulaştım. Kim yaptıysa o arşivi, eyvallah. En sevdiğim şarkısını da buldum orada, Her Şey Gönlünce Olsun şarkısı. İyi bir şarkı. Ben her röportajımın sonunda klasik olarak bu şarkının sözlerini söylerim. Soran vatandaş der ki; “Son olarak okurlarınıza söylemek istediğiniz bir şey var mı?” Ben de; “Rahmetli Müslüm Baba der ki, ne diyeyim sevgilim, her şey gönlünce olsun” diye cevaplarım…

O şarkının 17 yaşında söylediği kaydı da buldum. Ne mesudum ne mesut… Geçen hafta komple “Maziden Biri” şarkısına sarmıştım, bu hafta da bu şarkıyla geçer herhalde…

Neyse.

İş olarak güzel şeyler oluyor.

Dün sabah yeni kitabımı teslim ettim Şenol abiye. 3 gün önce bana “yeni kitap var mı hazırda ona göre bir program yapacağız” dedi. Ben de hazırda bir şiyir kitabı olduğunu, yazdığım romanı da sonbahara yetiştireceğimi söyledim. Dosyayı istedi, ben de gönderdim. Yani yeni bir şiyir kitabı geliyor. Artık 5 kitabım oluyor diyebilirim. 5 kitabı olan biriyim…

Şimdi bu söyleyeceklerimi daha önce de belirttim ben birkaç yerde, hatta zamanında bunları anlatmadığımı zannedip bana karşı kullanmaya çalışan denyolar oldu, onlara da buradan öpücükler gönderiyorum…

2010 yılıydı birader, çok uzak bir zaman değil. Okulu bırakalı 2 yıl olmuştu, bir yandan tiyatro oyunculuğu yapıyorum ama kazandığımız para yetmiyor. 50 TL alıyorduk oyun başı, haftada da 3 oyun. Tiyatro dediğime bakma sen, yarak kürek bir işti. Varoştaki okullara gidip çocuk tiyatrosu yapıyorduk. Biletler okulun varoşluğuna göre değişiyordu. Çok varoşlarda 2 TL biraz daha orta klasmandaki okullarda 3-5 TL arası… Oyun da sik gibi bir oyundu afedersin ama ekmek parası aga, yapacak bir şey yok. Çocuk oyunu. 5. Sınıftan yukarı çocuk oyuna gelirse, gerizekalıdır. Net. Çünkü seviye o yaşlardan yukarıya hitap etmiyor kesinlikle. Benim rolüm Güneşti. Evet, gülme sikerim belanı. Bildiğin güneş kostümü giyiyordum, sabah yani güneş doğduğu bir zamanda uykumdan uyanıp çok sikik bir dans vardı, o figürleri yapıyordum, bir yandan da “Günaydın bulut kardeş”, “Günaydın Horoz kardeş” diye geziniyordum sahnede gülücükler içinde. Bazan oyun bittiğinde ağlayasım geliyordu sahne arkasında. Ulan orospu çocuğu, o kadar eğitim almışız, o kadar tirat atmışız mis gibi… Sen versene Moliere’i oynayalım. Göt. Para da var, bütçe de var. Dolaşma okullarda, kirala bi belediye kültür merkezinden sahne, oynayalım orda mis gibi. Çocuklar heyecanlı, ben heyecanlı. Alayına isyan.

Buradan kazandığım para yetmiyordu haliyle. Ulan ben zaten günde 2 paket sigara içiyorum, o zamanlar Marlboro 6.5 ya da 7 liraydı yanlış hatırlamıyorsam. Haftada 150 lira alıyorsun, günde 2 paket Marlboro. Neye yetecek allasen? Bi de parayı günlük alıyoruz ya, piç oluyor. Dedim napsak napsak, bir yolunu bulmalı. Oturduğumuz semt de maşallah illegal işler krallığı… En kolay nasıl para kazanırdım, en sermaye gerektirmeyen bir iş…

Emek hırsızlığı.

Evet, utanç verici şu an için. O an içinde utanç vericiydi ama mecburdum yapmaya. Şimdi bana kalkıp dersin ki be ibne, adam gibi çalışsaydın iş mi yoktu. Evet, yoktu. Hem dersaneye gidicem, hem tiyatroya gidicem, hem de çalışıcam. Kim çalıştırır ki lan? tiyatrodan da kopmak istemiyorum, umudum var düzelecek oyunlar falan.

Gittim Korsan CD dükkanı açtım. Düşüncem de milyon dolarlık bütçeli filmler, benim satacağım 2 liralık CD ile batmaz, işleri baltalanmaz. Zihniyetimi sikim. Ağır götüm. Neyse açtım dükkanı. Buradan da açık açık söylüyorum, Yunus adı verilen polis birimine çok sigara aldım, çok dürüm ısmarladım, çok çayımı içtiler. Babaları gibiydim. Neden? Çünkü beni rahat bırakıyorlardı, orada korsan cd satmama izin veriyorlardı ve yabancı bir ekip geldiğinde onların ismini verdiğimde gelip beni kolluyorlardı, bu bizim akrabamızdır, diye… Akraba olunca çünkü serbest yapabiliyorsun illegal işleri değil mi? Bak mesela Tayyib’in yeğeni 50 kilo esrarla yakalandı, bıraktılar. O da akraba sonuçta… Bir de polislere öyle muamele etmek hoşuma gidiyordu lan ne yalan söyleyeyim amk. 7 liralık sigarayla emrimdeler. Bir alo diyorum hemen geliyorlar baskın olduğunda falan. Paralı asker gibi düşün ama çok ucuz. Dürüm 5 lira, sigara 7 lira, 2 bardak çay içse onu da caminin çay ocağından söylüyorum, 1 lira tutuyor. 7+5+1=13 tl… 13x4=52 Tl… Ayda 52 TL’ye devletin adamı beni koruyordu, hem de acayip güzel koruyordu he. Benim bi Zeus vardı, Alman Çoban Köpeği. O ibne bile bu kadar koruyamadı beni.

Neyse aga…

Bunları şunun için anlattım, konuyu bağlıyorum şimdi.

Ben 2010 yılında, Yenibosna’da köpek kulübesi gibi bir dükkanda, korsan cd satıyordum, tabii el altından da porno… Ben o dükkanda çok şey öğrendim ama dostum. Çok şey kattı o dükkan bana. Zoruma gitmiyor muydu o işi yapmak? Gitmez olur mu lan. Çok kanıma dokunuyordu ama para lazım, dersane taksiti ödüyorum bir yandan, bir yandan harçlığım vs. o işi yapmak zaruriydi benim için. Yaptım. Düşün bir, sahneye çıkıyorsun, emek var. İyi bir şey yapıyorsun genel olarak. Tiyatro… Sahneden iniyorsun, dolmuşa binip geliyorsun ve emek hırsızlığı yaptığın bir dükkanda bu hırsızlık ürünlerini satıyorsun. CD 2 lira, değiştirmek 1 lira. DVD 3 lira, değiştirmek 1.5 lira… O zaman böyleydi fiyatlar.

El altından porno satıyordum dedim ya. Neler neler gördüm amına koyayım. İnsanlardan tiksinmem de çok etkili oldu onlar. Elbette porno izleyenden tiksinmek değil bu, porno izlesin herkes bana ne. Ben izliyorum mesela, bu bir keyif meselesidir dostum. Sapkınlık falan değil. Bugün porno izlemedim hiç diyen göt, yalancı orospu çocuğudur. En çok o izlemiştir. Kadınlar da izliyor, biliyorum, şahit oldum.

O dükkanda neler gördüm kısa özet geçeyim, özellikle konu porno film olunca.

Camiye giden yaşlı dayılar gördüm, porno cd getiriyor değiştirmek için, bırakıyor bana cd yi, camiye gidiyor, tam da caminin karşısındaydı dükkanım, sokağın içinde böyle kenarda. Camide namaz kılıyor emmi, dönüşte evine giderken cd’yi alıp gidiyor. Ben soramadım tabii nasıl izliyosun sen bunu diye. Çok merak ediyorum ama yani, izlerken nasıl bir haz alıyor, ne düşünüyor falan. Ulan adam 10 sene önce ölmüş, hala porno derdinde. Bir de camiden çıkıp da geliyor ha. Hayır yine izleyebilir aslında, eyvallah hepsinin yeri ayrı tabii ama aynı dayı bana küpe takıyorum, cumaya gelmiyorum diye kafir misin sen diyebiliyor. Istırabını sikim böyle işin ben arkadaş. Sonra bana tepki gösteriyorlar Allah’a inanmıyor musun sen diye ama şu gezegende 2 milyar Müslüman varsa en fazla 100 milyonu gerçekten Müslümandır. Ötekiler fasa fiso, kendi yarattığı bir Müslümanlık kolunda kendi halinde takılanlar.

Porno satın alan kadınlar gördüm, yaşları reşitti, veriyordum bende. Benden almazsa başka yerden alacak. Neden kaçırayım ki? Ayrıca izleyebilir kadın yani ama sorun aynı kadının akşam kocasıyla gelip normal, vizyondaki filmleri alması ve sabahki o porno alan kadın gibi davranmaması. Sıkıntı bu işte. Yani bana değişik geliyor ne bileyim. Belki kocasıyla izliyordur falan. Ama gidip sorsam abla porno mu izliyon sen diye, bana öyle bir bağırır ki bütün esnaf toplanıp belamı siker, kadına tecavüz ettim diye. İşte benim kızdığım bu iki yüzlülük…

Benim bir haydarım vardı, marangoza yaptırdıydım. Mini beyzbol sopası. İsmi klasik türk mantığı ile Haydar koyulmuştu. O sopayla ne kafalar yardım, ne adamlar dövdüm. Neden? “Abi şey var mı ya, şey film…” diye geliyorlar. “Porno mu istiyosun?” diyorum. Ben tabii patavatsızım amk pat diye soruyorum. “Evet ama, şeyli ya…” “Neyli?”

İşte o soruyu sorduğuma bazan pişman oluyordum. Sadece soruyu sorduğuma değil, insan olduğuma da pişman oluyordum. O sorunun cevabı “içinde çocuk olanlardan falan” oluyordu. Sonrası zaten çok karmaşık, karanlık, kavgalı ve kanlı…

16 yaşındaki piç de soruyordu bunu, 50 yaşındaki dayı da… Ulan çok kan dondurucu bir mevzu bu ya. Harbiden bak. O andaki psikolojimi düşünsene benim bir. Adam sen porno satıyorsun diye gelip senden Çocuk pornosu istiyor. Amını talihini sikim böyle işin ben. Püh amına koyim. Sinirim tepeme zıpladı yine. Ulan ne kadar pis bir, yozlaşmış bir toplum olduk ya… Bunu isteyenlerin arasında evli, çoluğu çocuğu olan insanlar da vardı he.

Bir tanesinin kafasına beyzbol sopasıyla vururken “Sen çocuğunu da sikersin amına koydumun evladı” diye bağırmıştım bak hala o bağırış  aklımdadır he. Sabah sabah sinir hastası ettim yine kendimi.

Dershanenin ortalarına doğru gelince, gayet başarılı olan derslerimi bıraktım. Neden? Çünkü kitap işlerim devreye girdi. Öyle bir şey attılar ortaya. Gel sana kitap çıkartalım dediler. Allah nasıl heyecan ama… Liseden mezun olalı 5 sene olmuş, üniversiteyi bırakalı 2 sene… PDR istiyordum o yıl, hayatımı kurtarmak için son viraj diye düşünüyordum, o yüzden dershaneye gitmekte fayda vardı, garantiye almalıydım işi… İyi de gidiyordu her şey ama kitap işleri çıkınca boşladım orayı. Pek umrumda da olmadı. Edebiyatçı olayım dedim. Bu daha heyecanlı ve güzel. Haliyle dershaneye o zamana kadar verdiğim emekler boşuna gitti. Ama bir kitap sahibiydim, sonra bir kitap daha sahibi oldum, sonra bir tane daha, bir tane daha.

Ben de sikerim kitabımı deyip dershaneye olan hevesimi kaybetmeden, bir PDR bölümünden mezun olduktan sonra herhangi bir devletin okuluna Rehber Öğretmen sıfatıyla gidip arada bir ergenlerin sorunlarını dinledikten sonra salla başı al maaşı yapabilirdim. Ama yapmadım. Neden? Böylesi daha güzel çünkü. Pısırık, yarak kürek bir Rehber öğretmen olmaktansa, kitaplar yazıp Edebiyat Tarihine bir iz bırakmak daha cazip geldi. İyi yaptığımı düşünüyorum her zaman. En başından biliyordum ama aç kalacağımı, çok para kazanmayacağımı, acı çekeceğimi falan. Hayat böyle daha güzel. Emin ol. sana burada fukara edebiyatı da yapmıyor bu kardeşin, berduş modunda da değilim. Ama yaşadım yani, hayatın yarrağını böbreklerime kadar içimde hissettim. Hissetmeye de devam ediyorum. Hayatın yarrağını yemeden böreğini yersen, lezzet alamazsın. Çok para da kazandım, çok aç da gezdim. Bu benim itliğimden oldu hep. Birtakım sik kafalıların “yolmak” için ahbaplık ettiği multitrilyoner adamları ben kapımda it diye bağlamadım, telefonlarına çıkmadım… Oğlum bi insanın arkadaşını geçtim, düşmanında bile karakter olacak amk. Napayım lan ben karaktersiz adamı? Bana içki ısmarlasa, en kral lokantada yemek yedirse… Sikeyim öyle alkolü ben o kafamı yapmaz ki benim.

Ya muhabbet çok dağıldı amına koyayım.

Neyse işte. Dershane gümledi, ben patlattım. Kitap çıkartmak için, sonra da dükkanı kapattım zaten çok vicdan azabı çekiyodum mis gibi iş yapan dükkanı kapadım. Vicdanım rahat bırakmadı çünkü dayı… Bir kişinin emeğini çalmıyoruz ki, binlerce adamın emeği var o filmlerde, pornolar dahil. Gülüyorsun ama porno da bir emek. Ağır emek hem de. Adam orada nelerini feda ediyo o filmleri çekebilmek için. Neden çekiyo? IQ seviyesi ayakkabı numarasından küçük olan yavşaklar izleyip kağıt havluya attırsın diye evde kimse yokken. Ulan adam o filmleri kimlerin izlediğini görse acaba yapar mı o filmleri. Porno büyük sanattır hacı. Ciddiyim.

Şimdi bütün bunları neden anlattım?

Kaç yılında başlamıştı olaylar? 2010 yılında. Ben dükkanı 2009 yılının ortalarında açmıştım. Kitap işleri 2010 yılında başladı. Kaç yılındayız? 2013’ün başı daha, ilk çeyreğinin tam içindeyiz. Dün 5. Kitabımı teslim ettim… 3 yılda 5 kitap. Ve çalıştığım yayınevi 6.45 yayıncılık. Bunu yapmayı sevmiyorum ama, evde kendi kendime diyorum ki hep, “hak ettim amına koyayım, çok siktiler beni, çok dolandırıldım, çok kandırıldım, Ankara soğuğunda deri koltuklarda uyudum aylarca bir ofisin içinde, o soğukta ılık olarak akan ancak tenime değene kadar buz kesen sularda duş aldım, donlarımı elimde yıkadım anasını sikeyim. İşte bu yüzden hak ettim.” Yani? Dediğime geldin mi? Yarrak börek mevzuları. Önce bi yarrağını yedim bu işin, şimdi börek yiyorum. İleride de o böreğin ballı olacağını düşünüyorum. Ballı börek. Nasıl da severim. Ben çok çile çektim dayı bu kitap işlerinin peşinde koşacağım diye. Hayallerime kavuşacağım diye yürüdüğüm yollar çok dikenliydi, sikerim hak ettim ben bunu. Yazılarım kaliteli mi değil mi ben yorum yapmam buna, yapamam. Ama o kadar çektiğim şeyden sonra, iyi bir şeyi hak ettim. Allah’la her ne kadar aram olmasa da, ona kırgın olsam da bazan kendini hissettiriyor, ben de ona teşekkür ediyorum lisanımca… Şükürsüz geçmiyoruz yani.

Morfinsiz Çekilen Düş Sancıları ile başladı bu serüven, Rasyonel Şizofreni ile devam etti aynı sene içinde… Sonra Ankara’ya gittim, Morfinsiz Çekilen Düş Sancıları orada oldukça değişime uğradı, ayrı bir kitap oldu, ismi ile beraber. İsmi Morfinsiz Çekilen Düş Sancıları Anka Kuşu oldu. Çünkü kötü şeyler yaşamıştım, yeniden doğuştu Ankara benim için. O siktiğimin Anka Kuşu, ellerimin arasında patladı, boom! Rasyonel Şizofreni de orada çıktı. Bu arada hiç artistlik yapmadım Morfinsiz Çekilen Düş Sancıları Anka Kuşu kitabını saymadım hiç. Soranlara 2 kitabım var dedim ama 3 kitabım vardı. 2.5 kitabım var diyordum. Ama artık onu da bir kitaptan sayıyorum. Sonra tam bütün her şeye küsmüştüm ki, Şenol abi çıktı karşıma, daha doğrusu ben onun karşısına çıktım, yol istedim, o da sağ olsun yolumuzu verdi… Şenol abiler, benim için büyük bir şanstır yani. Gerçekten. Hayatımda ilk defa bir yere “benim kitaplarımı basar mısınız?” diye sormuştum. Yok deselerdi, her şeyi bırakıp gidip bir fabrikada çalışacaktım. Dosyayı gönderdikten 3 gün sonra beni aramaları, pek çok şeye inancımı sağladı. 4. Kitap olarak Çapulcu çıktı… Kalfalık dedim. Gerçekten öyle gördüm, Kalfalık zamanım dedim artık…

Dün de işte, bir kitap daha teslim ettim. 5.kitabım. adı ben de kalsın şimdilik, sürpriz olsun size de. Meraklanın biraz. İbnelik olsun biraz da ondan söylemiyorum. Biliyorsun, uyuz bir adamım.

6. kitabı da yazıyorum. Benim ustalığım diyebileceğim kitabı… Roman yazıyorum. Güzel olacağını düşünüyorum. Sonbahara yetiştireceğim işte onu da. O roman bana çok basamak atlatacak, bundan eminim. Ve hala eminim ki, bir gün o siktiğimin Nobel Kürsüsüne çıkacağım.

Bütün bunlar olurken OT Dergisinde yazmaya başladım. Güzel insanlarla tanıştım. Dündar abi, Metin abi (Üstündağ) ve diğer güzel insanlar, Ayça Örer falan. Metin abi benim fikirlerimi, beynimi sevdiğini söyledi. Ben çok mutlu oldum. Götüm başım oynamadı, sadece doğru bir şey yapıyorum demek ki diye düşündüm, ondan mutlu oldum. Asıl mutlu edense doğru bir şey yapıyorum diye düşünmek için ekstra bir çaba harcamamak oldu. Demek ki doğru bir şey yapmak, içimde vardı. Bu güzel bir şey benim adıma. Başarı getirir.
 
Neyse… Ne diyorduk…

Şimdilik, 2010-2013 arası 5 kitap. 3 tanesi şiir, 1 tanesi Deneme, 1 tane de öykü…

Geriye dönüp baktığımda, gerçekten o kadar çok büyük basamakları atlamışım ki… İki lafı bir araya getiremeyen orospu çocuklarına korsan porno cd satan İsmail’den, 6.45’den kitapları çıkan Batuhan Dedde’ye dönüşmek… Ekstra bir çaba harcamadım bunun için, gerçekten. Sadece yazmayı sevdim, doğru olduğuna inandığım şeylerde ısrarcı davrandım, bir de aç kalmak pahasına da olsa hayal ettiğim şeylerin peşinden gittim. Biliyordum, elim kanayacaktı ama hayal ettiğim bir şey işte. Hayal etmek ne kadar güzel, bilirsin. Hayal ettiğini gerçekleştirmek ise elin yüzün kan içinde kalsa bile dünyanın en mutluluk veren durumu. Ben o durumu yaşıyorum kısmen. Ama bir gün o Nobel kürsüsüne çıktığımda, sevincimden, gururumdan, mutluluğumdan bayılırsam şaşırmam. Çünkü orası Nirvana benim için. O olduktan sonra cehennemde sonsuza kadar yanmışım, umrumda olur mu lan?

Benim için, kişisel olarak bu koskocaman bir başarıdır aslında. Nobel hedefim var diyorum ya, şaka gibi geliyor belki sana ama neden olmasın ki? Ben o orospu çocuklarına çekmeceden porno cd verirken bana 6.45’den kitabın çıkacak deseler, çok ağır küfür ederdim. Ama bak bugün neler oluyor? Ne kadar yol yürümüşüm… Bunun sebepleri de var aslında… Çünkü ben sadece yazmayı sevdim. Bir şeyleri kağıda dökmeyi sevdim en başında. Sonra kitabım çıktıktan sonra insanların bana söyledikleri “hayatımda ilk kez kitap alıcam”, “senin sayende şiir sevdim” gibi cümleler beni çok mutlu etti. Büyük tatmin birader. Gerçekten. Çok samimi söylüyorum, trilyonlarım olsa bu kadar mutlu olmam ben. Lan ne demek ya, bir insana şiiri sevdiriyorsun, bir insana hayatında ilk kez kitap aldırıyorsun. O kadar güzel bir şey ki bu. Anlatamıyorum bile o zevki. En kral manitayla seviş, en sağlam uyuşturucuyu iç, yok aga. Bunun verdiği mutluluğu vermez. Gerçekten vermez. O saydıklarımı yapmışlığım var çünkü. O kadar zevk aldığımı bilmiyorum ben…

Çünkü ben doğru olduğuna inandığım şeylere göre yaşamayı seçtim, hayatımda düstur edindim onları. Başkalarına göre yanlış olabilirdi ama hiç siklemedim. Büyüdüğüm varoş semte bu yüzden hayatım boyu teşekkür etsem azdır. Ne kadar hırsız, torbacı adamlar olsa da etrafımda, güzel kalpli adamlardı. Güzel insan olmayı öğrettiler. Güzel insan olmak sadece namaz kılmakla, oruç tutmakla, dua etmekle olmuyor bana göre. Şimdi yukarıda anlattığım o porno film alan camiye giden dayı mı güzel insandır, yoksa garibanın değil, çok fazla zengin, kapitalist orospu çocuklarından hırsızlık yaparak çaldığı şeyleri satarak gelip mahallesindeki gariban insanları giydiren, doyuran insan mı daha güzel insandır? Bana göre o hırsız, o hacı dayıya bin basar. Hacı dayı camide Cuma günlerinde verdiği gösteriş parasından başka hiçbir yere para vermez. O parayı da verir ki, etrafındakiler görsün, bak adam para veriyor camiye, çok Müslüman. Ama gidip desen ki dayı ölüyorum, çok açım bi yemek ısmarla, siktir çeker sana, sonra da gider korsan cd’ciden porno alır… O hırsız dediğin adam da gidip 3-5 tane lüks arabası olan adamın arabasını çalar, parçalar, satar, gider fakir fukaranın karnını doyurur, üstünü giydirir, kalan parayla da uyuşturucu alıp gelir, arkadaşlarıyla kafayı çeker. Hangisi daha iyi insan? Sana da soruyorum.

Aga konu uzadıkça uzuyor çünkü kafam oldu sabah sabah Demokratik Kongo Cumhuriyeti… 5 tane bira içtim, ondan önce de birkaç tane antidepresan yuvarladıydım. Peynir gibi oldum yemin ediyorum ondan uzuyor mevzular.

Ha şunu da belirteyim, senaryolar da yazıyorum ben. Uzun metraj. Bu senaryoları yazarken de düşünüyorum. Bir gün mutlaka senaryosunda adım olan bir film çekilecek, büyük hırsım var bu konuda. Ama o senaryoları yazan adam, aynı zamanda düşünüyor ki, ulan inşallah korsanı çıkmaz… Göte bak hele. Zamanında milletin emeğini çaldı, para kazandı. Şimdi kendi girdi işin içine, inşallah maşallah çekiyo. Herkes kadar insanım birader, olacak o kadar götlük. Ama benim yazdığım filmi de tutup korsan tezgahında görsem, adama diyemem neden yapıyosun bunu diye. Ama sorarım, iyi satıyo mu falan gibisinden. Söylerim de yani, ben yazdım bu filmi, zamanında ben de korsan cd sattım diye. Ayıp bir şey değil. Kötü bir şey belki ama, mecbur kaldığında sike sike yapıyorsun.

Neyse lan çok uzattım ya…

Özet geçiyorum şimdi.

3 yılda 5 kitap. Hatta sonbaharda 6 olacak. Ve daha sonraları da olacak başka kitaplar…

Çok yol yürümüşüm ben be…

Daha da ileriye gideceğim ama, hayatımdaki hedefim o. He bir de kurabiyeci dükkanı açıp çok para kazanmadan kendimi mutlu etmek fikri var. Bir de Lusnika ile evlenmek fikrim var. Bunlar olursa ben hayatımın sonunda sıcak yatağında, huzurla ölen bir ihtiyar olurum….

Ben şu yarım biramı da bitireyim de yatayım en iyisi. Güneş pencereden suratıma suratıma vuruyor, iyice taşak oldu kafam. Öğlen kalkmam lazım… Hem amına koydum ortalığın 17 sayfa yazı mı olur lan… Bunu okuyan da sıkılır he.

Bir de eklemek isterim ki, bu dünyada sabah birası kadar güzel bir şey varsa o da sabah cigarasıdır.

Çok zor bir gece geçirdim amına koyayım...
Kamil yap bi cigara…

İyi sabahlar size.

Batuhan Dedde


Bak o söylediğim şarkılar da bunlar, iki farklı versiyonunu koyuyorum…

Bu, 17 yaşında aldığı kayıttır Müslüm Babanın...



Bu da sonradan aldığı kayıttır. Bence ilki daha güzel.




3 yorum:

  1. Ben sıkılmadan okudum seni çok takip ediyorum seviyorum seni dostum (ramazan oruç )

    YanıtlaSil
  2. Hayatın içinden, kıyısından köşesinden, varoşundan partisinden. Güzelsin be abim, böyle devam et demek çok mantıksız geliyor. Sen böyle yaşamaya devam et, yazma işi sonraya da kalır...

    YanıtlaSil
  3. Sana birader derim usta samimi yazıların beni benden alıyo şöyle anılarını yazdığın bi kitap yazsana okuyak la sigaralık ortamlarında senin muhabbetlerini yapıyoruz esrar içip yazılarını okuyoruz böyle varoş devam et orospu çocuğu

    YanıtlaSil