5 Mayıs 2013 Pazar

Defter-i Kebir


Hayatında çok güzel şeyler oluyor ama senin bunda gözün yok,
gözün başka şeylerde, olmayan şeylerde. Bu kesinlikle bir saplantı, takıntı falan değil ama öyle içten istediğin şeyler ki… Olmuyorlar. Bunun yerine başka şeyler oluyor, çok güzel şeyler. Hiç böyle bir durumun arasında sıkışıp kaldın mı? Ben kaldım. Öyle bir denizde yüzüyorum ya da çırpınıyorum, batmamaya çalışıyorum desem daha yerinde olur…

Kırmızı Eroin –tahta putun şiirleri- çıktı. Raflarda! Daha önce anlatmıştım burada, 2010’da başladı bu maceram… Yıl 2013’ün ikinci çeyreği, 5. Kitabım piyasada. Büyük iş. Bundan sonra da elbet kitaplar olacak, olacaktır. Ama istediğim şeyler bu yönde bir şeyleri başarmak değil ki… Ne bileyim yani işte değişik, ben bunu tarif edemiyorum.

Sokakta yürürken yalnızım, ailemin yanında yalnızım, bir avuç dostumun arasında yalnızım. Bu öyle sevgili yalnızlığı falan değil. Bu gezegene ait olmama durumları… İyi de, niye böyle ki? Doğuştan bir cenabetlik söz konusu sanırım. Bir uğursuzluk… Neye elimi atsam, elimde kalıyor. Oradan bakınca çok güzel görünüyor değil mi her şey? Bu yavşağın kitapları var, etrafında bir sürü hatun var, paranın da amına koyuyodur bu kesin… Hey yavrum hey. Neymişim lan ben böyle. Bana özenen, beni kıskanan, benim gibi olmak istediğini söyleyen arkadaşlar var, 1 hafta dayanabilirler mi acaba bir gün test edicem bunu…

Daha önce bir yerlerde yazmıştım. Burada da yazmış olabilirim, üzerinde çalıştığım romanın içinde geçen bir parça da olabilir. O metinde diyor ki; “Aslına bakarsan hepimiz sakat ürünleriz. Defolu. Kim bilebilir ki? Belki de öve öve bitiremediğimiz, şöyle güzel, böyle harika diye methiyeler düzdüğümüz bu gezegen, tanrısal olarak defolu ürünlerin koyulduğu bir tezgahtır. Bunun gerçek olma olasılığının olmadığını kim söyleyebilir ki?

Boktan şeyler yazsam da arada yazdığım şeylere gerçekten hak veriyorum. Seviyorum onları. Şu yukarıdaki metinde olduğu gibi. Orada yalnız sorular sormuşum, ben bundan eminim. Bu dünya defolu insanların koyulduğu bir perakende tezgahı. Ben de o defolu ürünlerden biriyim. Kimse üstüne alınmaz bunu şimdi. Olsun. Ben tek başıma o tezgahta duruyorum.

Aslına bakarsan bir insanın kendisiyle övünmesini gerektiren işler yaptım. Şayir ve Şiyir kelimelerini kabul ettirdim insanlara. Artık sıkıntı çıkmıyor bu konuda çok yabancı olmadıkça insanlar bu konulara. Batuhan Dedde deyince “Ha o mu, şayir o ya” deniliyor rahatlıkla. Bunu başarmak iyi bir şey benim için. Normal bir insan olabilsem keşke. Bunu başardığım için ayna karşısında kendimi severim, yanaklarımı okşarım, “Aferin oğlum yaa” derim kendi kendime. Hadi yaptım diyelim. Sonra ne olacak? Bir sikim olmayacak. Ben yine bir kahve yapıp bir sigara yaktıktan sonra pis pis şarkılar dinleyip boktan şeyler yazacağım. Değişen bir şey olmuyormuş demek ki.

Hazır aklıma gelmişken…

6.45’te kim varsa, Şenol abi, Kaan abi, Erol abi, Hakan falan… Hepsine büyük teşekkür ediyorum. Daha önce de söyledim, benim için büyük şanslar onlar. Bu kadar da samimi adamlar görmedim ben bu camiada. Burnu havada insanları ve yaptıkları işleri görünce bu adamların ilah taklidi yapması, Şenol abinin sırtında cübbe elinde asa ile falan gezmesi lazım ama gittiğimde adam bana kola dolduruyodu… Bir gün o kürsüye çıktığımda, ne o günleri unuturum ben, ne de bugünleri. Amına koyim zaten Nobel alacak olsam havaalanından belediye otobüsüne binip akbil basarım ben. Seviyorum çünkü güzel bir şey. Eğlenceli. Çocukluğum öyle yerlerde geçmiş, gençliğim geçiyor. 40 yaşımdan sonra mı kudurayım? Geleneklere bağlılık iyi bir şeydir. Neyse.

Karakter önemli usta…

Bir işte çok başarılı olmayabilirsin ama karakterin düzgünse yürür gidersin. Tam tersi durumda, karakterin bozuk ama  yaptığın işte çok çok ustaysan, bir yere kadar götürür seni işindeki iyiliğin… Bir yerde patlarsın. Bir sürü var böyle adam, görüyorum ben. Üstelik bunlar hem işlerinde kötüler hem karakterleri bozuk. Tarih böyle adamları yazmaz.

Neler diyordum konu nerelere geldi…

En başında dedim ya hani istemediğin ama güzel olan şeyler diye. Bu kardeşin o güzel şeylerden daha çok yapacak, buna emin. Ama istediği şeyler olmayacak, buna da emin. Böyle bir sıkışmışlıkla yaşamak, çok zaman yaşamaya karşı olan direncimi kırıyor. Kulaklarım çınlıyor çünkü gitgide daha dibe iniyorum. Basınç çok…

Dikenli tellerle dolu bir havuzun içinde yüzmeye çalışan, pamuktan bir kukla gibi… Her çırpınmamda bir parça şeyler kalıyor bedenimden, ruhumdan falan.

Ben bu muhasebeleri çok yapıyorum. Hemen hemen her gece…

Ve şu da var dostum, bir gün doğal yollardan ya da dış etkenlerden dolayı benim de götüme pamuğu tıkayacaklar. Bu hayatın gerçeği. Ölüm var. Nasıl ölürüm bilmiyorum ama bu olduğunda ben üzülürüm. Başkalarını bilemiyorum, üzülen olur mu ancak dediğim gibi ben çok üzülürüm, istediğim ama olmayan şeyler yüzünden. Onları yaşamadan ölmek, biraz incitecek beni. Belki cehennemde olay çıkartırım. Kalbim kırıkken çünkü kendimde birçok şeyi yapma hakkı görüyorum ben. Diğer insanlar içinde aynı şeyleri düşünüyorum. Kalbi kırık bir insanın her şeyi yapmaya ehliyeti vardır bence. Keşke başbakan olsam da akli dengesi yerinde olmayan insanların cezai ehliyeti yoktur maddesine bir de kalbi kırık insanları eklesem. Ne cinayetler işlenir ama he… Çünkü bu çürük gezegende pek çok insanın kalbi kırık… Annesine, babasına, tanrısına, sevgilisine, eşine, amirine, memuruna, arkadaşına. Herkesin bir şeyler tarafından kırılıyor kalbi…

Nefes bile almaya canım istemiyor benim mesela. Öyle vazgeçmişim ki kendimden. Keşke bir mağaram olsa orada yaşasam her şeyden uzak…

Bir de sahte şeyler var. Onlar da çok incitiyor benim şu ihtiyar kalbimi. Keşke herkes biraz daha samimi olsa söylediklerinde, yaptıklarında falan… İlgiliymiş gibi davranıp da aslında sikinde olmadığını hissettirmese. Belki daha katlanılabilir bir gezegen olur dünya…

Ben böyle nasihat verenlerden değilim, pek de sevmem bu işleri ama…

Beni okuyan böyle genç, hatta çok genç kardeşlerim var. Oğlum bilin ki, hayatınızda tek başınasınız. Anneniz, babanız, sevgiliniz, abiniz, kardeşiniz… Hiçbiri yok. Geminiz en ufak bir su aldığında hepsi kaçacak güverteden, ona göre hazırlayın kendinizi. Her sabah gözünüzü açtığınızda gezegende tek başınaymışsınız gibi plan yapın, ya da yapmayın siktir et, plansız yaşayın ama tek başınaymışsınız gibi…

Neyse. Çok uzadı mevzu…

Benim kalbimi daha çok kırmayın, lütfen. Ben bile sıkıldım artık, siz sıkılmadınız mı bundan?

Asaf Halet Çelebi diyor ki;

ibrâhîm
içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim

güneş buzdan evimi yıktı
koca buzlar düştü
putların boyunları kırıldı
ibrâhîm
güneşi evime sokan kim

asma bahçelerinde dolaşan güzelleri
buhtunnasır put yaptı
ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
güzeller bende kaldı
ibrâhîm
gönlümü put sanıp da kıran kim

Al bu da bölüm sonu canavarı olsun sabah sabah bu kafalardayım;










2 yorum: