24 Temmuz 2013 Çarşamba

Demek Ki Neymiş?

Demek ki neymiş? Ne kadar başarılı bir insan olursan ol, ne kadar zeki olursan ol bunlar yeterli
şeyler değilmiş…

Ben hiç sevmem aslında böyle köşe yazarları gibi gündeme dair eleştirel şeyler yazmayı ama bu gündemden ziyade insani tarafı oldukça rahatsızlık veren bir kaypaklık olduğu için. Bu arada kaypak bir hakaret değildir. TDK’nın açıklamasında karşısında “Dönek” yazar.

Hep dediğim bir şey vardır. Bir işte çok başarılı, mükemmel bir usta olabilirsin ama insani tarafın yoksa yani karakteri bozuk biriysen, olmaz o iş. Aynı şekilde bir işte çok başarılı olmayabilirsin, mükemmel bir usta da değilsindir ancak düzgün karakterli bir adamsan yani duruşu olan, omurgalı biriysen yaptığın şeyler senden dolayı sevilir. Çok harika bulunmasa da sempati duyulur. Aklı mantığı kesenler sanırım bu yazının devamını tahmin edebilirler…

Şafak Sezer; çok üst düzey bir şekilde başarılı bulmadığım halde yine de sevdiğim bir adamdı. Pek çok kişiye itici gelir Şafak Sezer ama içten bir adam gibi gelirdi. Hani semtte ki abiler vardır ya zamanının hızlısı sonradan evlenip çoluk çocuğa karışsa da, ortamlara takılmasa da yine de mahallede bir ağırlığı olur. Öyle bir adamdı. Halkın içinde diyorduk. Gezi olaylarında bu tezimiz tavan yaptı. “Helal olsun” dedik. Çatışmaların ortasında yürüdü insanlarla kol kola. Sonra? Sonrası malum…

Okan Bayülgen; ona da aşırı bir hayranlığım olmadı hiçbir zaman ama zekâsını, duruşunu takdir ettiğimiz, güzel bir abimizdi. Anarşist tavırları, sistemin içinde olup da sistemi eleştirmesi, umut verici şeylerdi. Bizim ajanımızdı o sistemin içine soktuğumuz. Gezi’de günlerce ortalıkta dolaştı, yorumlar yaptı, yazılar yazdı ve insanları oraya davet eti. Sonra ne oldu? Onun da sonrası malum.

Şimdi söyleyeceklerim de iki isim için birden geçerli.

Empati duygusu gelişkin bir insanım hatta epeyce diyebilirim bu konuda. Endişe duyuyorlardır elbet. Alıştıkları hayatı kaybetme korkusu, işlerini yitirme, “meşhurluk” olgusunun ellerinden alınması falan. Popülerlik demedim, meşhurluk dedim çünkü sevdiğim bir yazar adamla aynı fikri paylaşıyorum bu konuda. Popülerlik halkın çoğunun benimsenmesiyle oluşan bir olgu ama “meşhur” sıfatı öyle değil. Biz bunu çok karıştırıyoruz. Belki üstünkörü baktığımızda, haklılar. Okan Bayülgen elit bir semtten Bağcılar’a, Yenibosna’ya taşınamaz. Aslında taşınır ama büyük ihtimalle gireceği kimlik bunalımından sonra kendini evinin banyosunda tavana asabilir. Bu hoş bir şey değil. Bir insanın kendini asması… En adi intihar biçimidir bir insanın kendini asması. Bileklerini kesse? Belki. Klişelerde fayda vardır bazı zamanlar.

Bu kadar önemli mi mallar, mülkler, kamera karşısında olmak? Bu kadar önemli Televizyonlarda programlar yapmak? İnsandan insanlığı çıkartırsan ne kalır geriye? Muhtemelen bu adamların çocukları, iyi eğitimler almış kimseler olacak. Zeki olacaklar. Yarın öbür gün o çocuklar demeyecek mi “Baba sen Gezi Parkındaki olaylara katıldın, sonradan neden döndün bu durumdan?” “Siyasetten anlamam, Başbakanımı seviyorum”, “Ben oraya noluyo diye bakmaya gittim” gibi cümleler kursalar, yer mi o çocuklar bunu? Bence yemezler. Ki o cümleleri kurarken nasıl kaçıracaklar gözlerini belki susacaklar ya da konuyu değiştirmeye çalışacaklar. Ne kadar zavallıca bir durum değil mi bir babanın evladı karşısında aciz duruma düşmesi…

Bu isimler, en başında Gezi’de halka destek verip sonradan bunun aksini yapmasalar hatta en başından beri Başbakanı yalasalar, bu yazının da olmayacağını, yazılmayacağını söylememe gerek yok sanırım?

Bir insan karakterini ne için satabilir ki? Hadi Şafak Sezer’i anladık, filmler çekecek, Kültür Bakanlığı’nın fon bütçesinden yüksek miktarlar alarak faydalanacak bu yalama işleminden sonra. Ya Okan Bayülgen? Bu yalama durumları unutulur elbet, ortalık sakinleşir, herkes her şeyi unutur. Ama o dillerindeki kahverengilik geçecek mi? Bunu da sanmıyorum.

Başbakandan farkları var mı sizce? Bence yok. Makam, mevki, mal, mülk için gördük ki insanlar pek çok şeylerini feda edebiliyorlar. O da böyle. Başbakan yani. Bütün bunlar için kendinden bile geçmiş bir durumda. Fedakar bir insan.

Ha unutmadan, bak dikkat edersen Okan Bayülgen’in Banka reklamlarında seslendirme yapmasına bir şey demiyorum çünkü ona karşı olamıyorum maalesef. Çünkü adamın işi bu kardeşim. Bende bir marka olsam, Okan Bayülgen’i kullanırdım birkaç gün öncesine kadar. O adam para kazanmak zorunda sonuçta. Ama bu Gezi Parkı mevzuları, ne ticari bir şeydir ne de ideolojik. İnsanlıkla alakalı bir şey…

Batuhan Dedde

Şafak Sezer’e gelince; onun durumunu Soysuzlar Çetesi’nde Julie Dreyfus çok güzel oynamış…







1 yorum: