21 Temmuz 2013 Pazar

Kader Mahkumu

Bayağıdır yazmıyorum buralara. Direnişti, şuydu buydu derken epeyce zaman olduğunu fark ettim. Zaten
etmiştim de… Ne bileyim işte, üşeniyordum. Son aylarda zaten epeyce durgunlaştım. Sebebini bilmiyorum sanki eski fırlama halim yok gibi. Kendimi olgunlaşıyor gibi hissediyorum. Bu beni rahatsız ediyor. Ben olgunlaşmak istemiyorum keko. Böyle iyi. Deli deli takılıyorum işte kendi halimde, kimseye değil sadece kendime zarar vererek. Şaka maka yaşım 26 oldu. Henüz 22 yaşındayken, eski bloğumda 30. Yaşıma az kaldığından ve bundan endişelendiğimden bahsetmiştim. Daha dün yazdım sanki o yazıyı… 4 yılı geçmiş bile. Şimdi kaldı 4 yıl. 4 yıl sonra 30 yaşında olacağım. Neyim var peki geleceğe dair? Kuru kuru hayallerden ve sağlam hedeflerimden başka bir bokum yok. Yetiyor da bunlar. Bir mesleğim yok. “Yazarsın ya!” demeyin. Yazarlık Türkiye’de meslek değil ancak hobi olarak yapılabilecek bir durum. Yani en azından belirli zümrelerin götünü yalamayan insanlar için geçerli bu. Bende o zümreleri yalamayan insanlar grubundayım. Grup yapıyoruz hep beraber. Bazan diyorum ama acaba cemaati bir yapılanmaya mı dahil olsaydım? Para bok. Sonra da irkiliyorum. İnsanın karakteri parayı döver. Dibine kadar kapitalist bir çağda yaşasak da… Ya da ben hala Yeşilçam filmlerinde yaşıyorum. Olsun. İyi yapıyorum. İyi yaptığımı düşünüyorum.

Olgunlaşmak diyorum. Benden yaşça büyük olanlar varsa, bu evrelerde neler yaşadıklarını, neler hissettiklerini kısacası tecrübelerini benimle paylaşırsa sevinirim. Öğüt güzel bir şeydir.

Sanırım, durgunlaşmamın bununla bir alakası var. Ciddi anlamda endişeleniyorum. 30 yaşıma gelmedim daha ama 30 yaş bunalımı yaşıyorum. Büyümek hiç bu kadar riskli olmadı belki de. Bir yandan da hoşuma gidiyor, ömrüm kısalıyor çünkü… Küçük olanlar, bence büyümeyin. Güzel bir şey değil.

Geleceğime gelince… Sanırım (hissettiğim bu) çok başarılı ama çok mutsuz bir adam olacağım. Bir şeyleri başarabileceğimi düşünüyorum, bu yönde hissediyorum ama hep mutsuz bir adam olacağım. Öylece de öleceğim. Başarı mı mutluluk mu dersen ben sana huzurlu olmak derim. İkisi de değil yani. Mutluluk çünkü geçici bir kavram, kullan at gibi. Küçük küçük parçalar halinde ve büyük mutlulukları bulacağımızı zannedip onları ararken küçük olanları görmüyoruz, bu da mutsuz olmamıza sebep oluyor. Aslında iş küçük parçaları yakalamakta…

Neyse. Zaman geçiyor işte. Tanrıyı bu konuda nasıl suçlayabilirsin ki? Ya da bir insanı ya da bir olguyu, kavramı? Zaman bana göre olgu ya da kavram değildir. Zaman, sadece zamandır. Varlığı yok, bedeni yok, gerçekliği şüpheli ama var ama yok da. Ben özlüyorum daha geçen seneyi bile. Geçen seneyi bile özlüyorsam daha önceki zamanları nasıl şiddetle özlüyorum var gerisini sen hesapla…

Neyse… Ne kadar çok neyse diyorum?

Kader mahkumu kelimesini duymayan yoktur. Çok arabesk gelir kulağa. Ben böyle düşünürdüm. Hani kamyoncu edebiyatı dediğimiz türden. “Kader mahkumu…”

Ben bunun doğruluğuna şahit oldum geçenlerde. Çapulcu isimli kitabımda hangi hikaye olduğunu hatırlamıyorum da bir hikayede Godi diye birinden bahsederim. Godi bu adamın lakabıdır. Mahallenin balicisidir. Gerçek bir karakter bu Godi. Adı Yusuf.

Biz küçükken ondan çok korkardık. Çünkü yanlış olduğunu düşündüğü bir şey yaptığımızda bize bağırır bazan da tokat atardı. Ama çok da korurdu. İlk terbiye öğretmenimiz bir baliciydi yani. Ciddiyim. İyi de bir öğretmendi hem de. Kötü şeyleri yaşayarak tecrübe etmiş bir öğretmen. Bizi tecrübe ettiği şeylerden kollayan korkuya dayalı bir baskı uygulayan bir öğretmen. Belki de tek yanlışı buydu. Korkuya dayalı baskı. Ama bir baliciden bahsediyoruz sonuçta, ondan korkmamak, o çocuk aklımızla mümkün değildi.

99’da gerçekleşen Marmara Depreminden sonra Godi birini yaralı ve 2 sene kadar hapiste yattı. Çıktığında çok başka biriydi. Güvercin beslediği kümesini yıktı kendi elleriyle ilk olarak… Sonra baliden, tinerden uzak durdu. Kümesi de yıktı ki, bali çeken arkadaşları toplaşmasın oraya, bulaştırmasınlar onu. Sonra da bir iş buldu. Ve 2001’den beri de inanılmaz efendi bir adam olmuştu. Yüzüne balici diye bakmayanlar artık evine misafir ediyordu yani. Ah ulan Godi be…

Godi geçenlerde bizim orda parkta birileriyle kavga ediyor. Kavga ettiği adamlarda bizim mahalleden, hatta komşumuz. Ahmet abiyi nasıl dövdüyse, ertesi gün komadayken öldü adam.

Bu adam kader mahkumu değil de nedir? Yazık oldu Godiye… Hiç yatmasa 10 seneden infaz edilir, indirim falan da olsa 7-8 sene yatarı var rahat. O da en az… Geçen 2 yıl önce annesi, geçen yıl da babası rahmetli olduydu. Uyuşturucudan akli dengesini yitirmiş bir abisi ve eskiden kendi gibi olan sonradan hayatını düzene sokan başka bir abisi ile üç kardeş bir arada yaşıyorlardı. Çetin abi ve Godi yani Yusuf, Metin abiye bakıyordu işte… Amına koyim varoş bu yüzden güzel işte. Hayatın bütün orospu çocuğu yanlarını görüyorsun. Git bakayım Nişantaşı taraflarına orada böyle hikayeler, böyle gerçek adamlar bulabilir misin?

Godi’ye yazık oldu be… İçerden çıkacak da falan filan. Bildiğin çok hüzünlendim yani.  İstanbul’daydım geçenlerde, Ahmet abinin öldüğünü duymuştum da kimin öldürdüğü belli değildi. Antalya’ya tatile gittiğimde öyle şeytan dürttü haberlere bakayım dedim. Normalde de hiç adetim değildir girip de internetten haber okumak. Aptala malum olur işte. Siteyi açtığımda karşıma ilk çıkan haber Godi’nin tutuklandığı haberiydi. Ağlayasım geldi birden. Küçükken bize çobanlık eden balici, karşımda duruyordu şimdi öyle elleri kelepçeli bir şekilde. Kapattım hemen fotoğrafı. Godi, damarları ve ciğerleri bali dolu ama yüreği de kocaman adamdı. Hatırlıyorum, küçüktük. Gidip başkalarının kümesinden güvercin çalardı. “Kümes patlatma” sonra işine yaramayacak kuşları satıp önce bize dondurma, çikolata falan alır sonra da kendine bali alıp çekerdi. Bir de şöyle bir durum var, her ne kadar biraz korksalar da bütün mahalle sever gibiydi Godi’yi. Yani düşün 10-12 yaşındayız Godi bizden büyük. Bali çekiyor, biz onun yanında duruyoruz evimizin hemen arkasında. Annem görüyor, arkadaşlarımın anneleri görüyor kimse demiyor kötü, kaka o çocuk diye. Semt pazarlarını bilirsiniz, Godi oradan çıkan kimi görse bizim mahallede oturan poşetleri taşımasına yardım falan ederdi. Mahalle kavgalarında “Godi bizim mahallede oturuyor lan” diye korkuturduk başkalarını. Dayak yediğimizde Godi’ye giderdik “Godi abi bizi dövdüler yukarda ki mahallede” diye… Müdahale ederdi hemen olaya. Çocukları döverdi, biz de keyifle seyrederdik intikamımızın alınmasını…

Kader mahkumu kavramına artık inanıyorum… Ve Godi olarak resmediyor bu kelimeyi duyduğunda beynim direkt olarak.

Neyse ya…

Sikeyim.

O haberin linki de bu…

Haber

Batuhan Dedde

Bu da bölüm sonu canavarı olsun. Pek sevmiyorum bu tarzı ama arada hoşuma giden şeyler oluyor bunun gibi mesela. Sözlerini falan filan geç de müzik çok güzel bence.





1 yorum:

  1. Hayat böyledir be birader... Sen daha 30 olacağım diye kıvranıyorsun, ben 48 i devirdim, hoş yaşı benden büyük olanda bana bıyık altından gülüyor şimdi ama olsun ben yine ahkam keseyim. İnsan; olmakla olmamak arasına sıkışıyor, gün de tükeniyor hızlıdan... Sonra kırkı geçince azıcık sakinleşiyorsun, en azından ben... Yapabileceğin bir şey olmadığını yapabildiklerinin de pek bir şey ifade etmediğini görüyorsun. Ne kadar yenilmeyeceğim desende yeniliyorsun, dahada kötüsü yenildiğini anlayıp kabulde ediyorsun. Önceleri tatava gelen atasözlerini bile kaale alabiliyorsun. Özetse şu : " Gençler bilebilse, yaşlılar yapabilse..."

    YanıtlaSil