12 Ağustos 2013 Pazartesi

İtlik Felsefesi Volume: 2

Her şeyin belirli kuralları var değil mi? Ne kadar kötü. Her şeyin bir kuralı olmak zorunda. En adi işten en şerefli işe kadar, her türlü durum, tavır ve başka bütün kavramların kuralı var. Bazan kurallarına göre oynayasım geliyor ama nedense hiç beceremiyorum. İçimden gelmiyor çünkü. Hayatı kuralına göre yaşa, iş yerinde kuralına göre davran… Ne kuralmış arkadaş?

Bütün bunların bilincindeyim de aynı zamanda. Rahmetli dedem bana “Bilmediğin beş vakit namaz, onu da biliyorsun da işine gelmiyor” derdi. Ne kadar doğru derdi. Dedem candı. Çok az kelime kullanır ama en doğrularını seçerdi konuşurken. Benim satırlarca yazıp ifade etmeye çalıştığım şeyleri o sadece birkaç küçük kelimeyi yan yana getirip yapardı.

Bunları neden anlattım falan, bir yere getiricem mevzuyu…

Bir şeyler başardığımı ben bilmiyor muyum? Ya da görmüyor muyum? Hani bu bana dair mevzuların en içindeki adam benim sonuçta benden iyi kimse bilemez beni… İyi kötü çok şükür bir noktaya kadar taşıdım kendimi. 26 yaşındayım ve 5 tane kitabım var. Başka başka kitaplar da yazacağım akıl sağlığım bozulmadığı sürece. Sosyal medyayı etkin de kullanıyorum.

İnsanların gözünde iki tür Batuhan Dedde var. Birincisi ünlü –bu kısmen doğru- ikincisi de it kopuk – bu da tamamen doğru-

Birinci tür, kısmen olmasının sebebi o kafalarında yarattıkları “şöhret” kavramı değil asla. Kitap okuyan, Edebiyat seven insanların bildiği bir isim olmak sadece. Oysaki ben Edebiyatçı da değilim. Dediğim gibi… Bu işlerle içli dışlı olan insanların bildiği bir isim sadece. Bir Serdar Ortaç kıvamı değil yani, olmasın da zaten. Ezerim kendimi taşla.

Bu zamana kadar bu tezimi destekleyecek birkaç argüman var elimde. 6.45’ten kitaplarım çıkıyor ve OT Dergisinde yazıyorum bir sürü büyük ustayla. Bu benim gururumu okşayan bir şey. Hakan Günday’ın, Emrah Serbes’in ve daha nice büyük adamların olduğu bir dergide bulunmak pek çok kişi için güzel bir şeydir sanırım, gururunu okşar insanın. Ben de normal bir insan olduğum için bana da aynı şeyleri yapıyor.

İkinci tür, tamamen doğru çünkü itin serserinin tekiyim. Başıbozuk, yolunu kaybetmiş bir adam.

Sizce ben bu işlerin kurallarını bilmiyor muyum? Yani gerçekten bir yazar gibi davransam neler olacağını, böyle olmadığım için neler kaçırdığımı bilmiyor muyum? Evet, şu bir gerçek ki, kitapları olan bir adam gibi davransam şu anda olduğum yerden birkaç basamak daha yukarıda olurdum, bu kesin. Yani bak o kadar dayatılmış bir mevzu ki, ben bile “kitapları olan bir adam” sıfatını kullanıyorum örneklerken. Kitapları olan insanlar nasıl davranmalı? Buna kim karar veriyor? Bir kuralı var mı? Var işte, yapay şeyler. Biraz ağırbaşlı olmalıymışım, biraz az küfür etmeliymişim, biraz daha olgun davranmalıymışım falan filan. İyi de, ben bir robot değilim ki. Belki de iyi gazetelerde köşe yazıları yazma imkanını kaçırdım avuçlarımın arasından, iyi paralar kazanmayı, herkesin gıpta ile baktığı bir yazar olmayı, filmleri çok konuşulan bir senarist olmayı falan… Sırf ağırbaşlı davranmıyorum, canım istediği zaman küfrediyorum, canım istediği zaman çok az insanın bildiği arabesk parçalar dinliyorum, canım nerde, nasıl isterse öyle davrandığım için belki de bunlar olmuyor. Ama sonuç olarak canım nasıl istiyorsa öyle davranıyorum. Bunun bokunu çıkartanlar da var tabii. Bugünün Batuhan Bey’i, yarının Batuhan’ı oluyor ve bir sonraki günün “Lan Batu”su… Bu hoş bir şey değil elbette ama, insan var yani işin içinde usta.

Özet geçeyim çok kafa beyin sikmek istemiyorum.

Ben de biliyorum kuralına göre oynasam neler olur, neler yapabilirim falan. Şuna tüm kalbinle inan ki, kuralına göre oynamak istesem gerçek anlamda yapabilirim ama ben kuralları sevmiyorum dostum. Tribünlere oynamak diye bir deyim var bilir misin? O güzel bir şey değil. Tribünlere oynasam daha fazla kitap satarım, daha fazla insana ulaşırım. İnsana ulaşmak önemli değil nitelikli insana ulaşmak önemli. Benim başarı kıstasım hep bu oldu. Ne okuduğunu bilmeyen, amacı olmayan binlerce insan tarafından okunmaktansa amacını bilen, ne okuduğunu bilen onlarca insan tarafından okunmak daha kalifiye bir durum.

Şu kardeşin sırf bu itliğinden ne fırsatları tepti bir bilsen. Bir gün bileceksin zaten, ben öldüğümde günlüklerimi kitap haline getirecekler. Orada benim en çıplak halimi okuyacaksın istersen. Orada öğreneceksin. “Bu adam manyak lan” diyeceksin. Çünkü anlamayacaksın neden öyle şeyler yaptığımı. Sana 20bin Euro vermek isteyen birilerine “Ananızı sikerim lan sizin piçler” diye cevap verir miydin? Detayları günlüklerimde.

Kimlerin, nasıl insanların ucundan da olsa beni incelediğini biliyorum. Bu zamana kadar hiç kendimi kasmadım, ulan şu da beni takip ediyor ona göre dikkatli davranayım diye. Birkaç kişi var çekindiğim bu kişiler de ailem, üzülmelerinden korkuyorum sadece.

Bende istersem oynayabilirim bu rolü. Büyük bir edebiyatçı olduğumu iddia edip, bu yönde davranıp insanlara yol gösteren biri gibi olabilirim. Ki bunu yapabilecek bütün malzemeler var elimde, mevcut.

Neyse işte ya…

Bir tavır sergiliyorsak, dediğim gibi bu cahilliğimizden ya da varoşluğumuzdan değil. Canımızın öyle istediğindendir. Ve ahlak, insanın göğüs kafesinde olur. Kullandığı takılarında, vücudundaki dövmelerinde ya da fiziki görüntüsünde değil…


Yani işin özeti dostum, o tanıdığınız, imzasını aldığınız “ünlü” adamlardan da olabilirdim ama ben itliği seçtim. Çünkü canım öyle istedi. İstiyor. İsteyecek.


Batuhan Dedde

Al bu da bölüm sonu canavarı olsun, güzel gidiyor sabahın ilk ışıklarında...



4 yorum:

  1. kaç cam kırığı sabaha karşı kırağı oldu düştü yüreğine de sen kalemine döktün itliğin felsefesini.ne yanın kesildi buzdan kalbin mi ? sadece sormak istedim .

    YanıtlaSil
  2. öleceğin günü iple çekiyorum o zaman :)

    YanıtlaSil
  3. Katilimin kanini emmek istiyorum be dedde hemde kafamn icinde mumyalarn dolastıgı vakitte

    YanıtlaSil