11 Kasım 2013 Pazartesi

Eve Dönmek

Selamlar,

Epeyce zaman oldu buralara yazmayalı. Bunun birkaç sebebi var. İlki yeni bir şehir, yeni bir hayat. Huzurum yerindeydi, çok sıkılmadım, sıkıldığım zamanlarda da cepten yedim. Bir şey yazma ihtiyacı duymadım yani.


Kısa bir özet geçeyim, belki bilmeyenler vardır. Geçen yıl Aralık ayında İstanbul'dan kalkıp Eskişehir'e taşındım. Başıma hoş olmayan şeyler gelmişti çünkü. Son 3 yılda kusursuz bir sırayla olduğu gibi. Bu sefer ki daha sancılı ve etkili oldu çünkü evimden uzaktaydım. Yani İstanbul'dan. Ve geldiğim şehirde toplamda 6-7 insan tanıyordum. Bir düşünsene... Bu kez şans bana gülmüştü ama. Güzel insanlarla karşılaştım. Sevdiğim, yaşamaktan keyif aldığım bir şehirde, bir avuç güzel insan tanımak, çok huzurlu bir şeydi. Kalabalık yoktu, az ama öz dostlar vardı. Yaralarımı da sarmaya başlamıştım.

Buraya geldikten bir süre sonra tanıdığınız bir şahıs, daha önceden bozduğu ve tamir için arkadaşına verdiği bilgisayarımı çaldı. Evet, çaldı. Tamir için arkadaşına verdiğinde biz onunla çıkıp buraya yani Eskişehir'e geldik. Kendisi 1 ay sonra (param bitince) İstanbul'a döndü ve o döndükten sonra da bilgisayarı tamire vermediğini öğrendim defalarca istememe rağmen de oyaladı ve göndermedi. Ben de en sonunda başımın gözümün sadakası olsun deyip istemeyi bıraktım. Yaklaşık 1 yıldır benim kendi bilgisayarımı tamir ettirmek yerine onun yarısı kadar özellikleri olan başka aldığı bilgisayarı kullanıyorum.

Ya neyse.

Her zaman ki gibi sonbahar sendromlarım tuttu ve bu kez öyle bir dağıttım ki kendimi. Toparlayacak kimsem de olmadığı için ciğerim söküldü. Bir ara hiç kurtulamayacağımı sandım. Ve sonrasında etrafımdaki güzel dediğim o insanların bir çoğu değişti. Hem de ne değişmek. Aslında bu duruma kendimi düşüren yine kendimim. Ancak ben bir hata yaptıysam, üzerime basılmasına gerek yoktu. Gel gelelim ki işte insan insanı zor zamanında tanıyor. Eskişehir'de harika, mükemmel tecrübeler edindim. Bir kez daha master yapmış oldum insanlar konusunda. Ne diyordu sevgili ve rahmetli Cem Karaca; "Ana, baba, bacı, gardaş dar gününde el olur."

Ve evimi çok özlemiştim. İstanbul'u, Kadıköy'ü falan. Kadıköy benim, beni bırakmayan tek sevgilim. Bir kez ben onu terk ettim ama yüce reyiz Kaan Çaydamlı terk etmek üzerine der ki, "Hayır bu çok erkeklere özgü bir şey ama o terk etmek bir erkeğin bırakıp gitmesi kaçmaktır en fazla. Geri dönmek üzere çıkılmış bir yolculuktur. Yani erkeklerin en büyük bence yanılgısı yolların hep bir yere varmak üzere çıkılacak şeyler olması yönündeki yanılgılarıdır. O yüzden hep bir erkeğin yola çıkması bir kaçıştır. O yüzden erkeklerin yazdığı bütün iyi şarkılar eve dönüş niteliğindedir."

Ne kadar güzel demiş değil mi? Bir de şu var. Evinden ayrılırsan sokakta ezilirsin ama biricik dayıcım Nietzsche (bakmadan bunu yazabiliyorum çünkü o benim dayım!) der ki; "seni öldürmeyen şey seni güçlendirir." Ne kadar klişe bir sözdür bu değil mi? İnsanların klişe yaptığı bir söz ama çok haklı. Velhasıl sokakta ezilirsin ama eve dönmek için iyi şarkılar yazmaya başladığında daha güçlüsündür. Burada çok güzel insanlar tanıdım, çok sağlam tecrübeler edindim. Dedim ya, burası gerçekten bir öğrenci şehri ve ben masterımı yapıp geri dönüyorum. Evime. Sevgilime. Ne kadar güzel. Bu Eskişehir öğretisi sonunda yine bir sürü insandan silkelenmek zorunda kaldım. Zorunluluk yok aslında ama hayat zorla öğreten bir öğretmen. Ağzını burnunu kırar, yine öğretir. Başta acır ama sonradan anlarsın aslında ne kadar lezzetli bir şey yaptığını.

Neyse çocuklar. (Çocuklar diyorum ama burayı eşek kadar insanların da okuduğunu biliyorum. Çocuklar sadece eğlenceli bulduğum bir hitap şekli.)

Birkaç güne Kadıköy'e tekrardan dönüyorum. Ve gerçekten hala güzel insanlar varmış cebimde. Bunu da öğrendim.

Eskişehir'de o kadar zor zamanlar yaşadım ki... Ben her zaman bana yapılan iyilliği de unutmam, kötülüğü de. Zor zamanımda üzerime basıp geçeni, iyi zamanımda sikerim. Damarıma basıldığında nasıl bir orospu çocuğu olduğuma dair şüphesi olan varsa referanslarım var, onlardan dinleyebilirler...

Çok pis şeyler yaşadım burada. Etkisi büyük oldu toparlayacak kimsem olmadığı için. Toparlayacağını düşündüğüm insanlar ise üzerime bastılar. Ayak izleri ben ölene kadar kalacak.

Beni kendime getiren şey ise, geçtiğimiz günlerde 2 günlük yaptığım İstanbul ziyareti oldu. Dündar ağbi, Met-Üst falan. Sağlam laflar ettiler, fırçaladılar, ağzıma sıçtılar ama çok mükemmel yaptılar. Kim olduğumu gördüm. Cebimde kaybettiğim kimliğimi bulup elime sıkıştırdılar hatta beynime çaktılar. Çok teşekkür ediyorum. Türk, hatta Dünya edebiyatına bir yazar kazandırdılar.(Bu son cümlemde ne demek istediğimi 20 yıl sonra falan anlayacaksın bro.)

Neyse...

Eve dönüyorum dedim de... Elbet elimiz boş dönmüyoruz.

Gerekli sermayeyi bulabilirsem. Çok güzel, mükemmel bir şey yapmak isteğiyle geliyorum. Ki böbreğimi satar, yine o parayı bulurum. Bu kadar inanıyorum bu duruma. (Çok büyük bir para değil ama işte benim için büyük bir para)  En geç yılbaşından sonra bu durum gerçekleşmiş olur, sizler de görürsünüz. Zaten çok seveceğiniz, gediklisi olacağınız bir şey olacak bu. Adı bile hazır. Zamanı gelince sizlerle bunu seve seve de paylaşırım.


Son olarak,

Eskişehir'e dair en çok özleyeceğim şey, sabaha karşı kafayı çekip de odamın camından mükemmel izlenen gün doğumunu izlemek olacak.


Ve
Merhaba sevgilim.


Bu da bölüm sonu canavarı olsun



Müzik sevenlere de bir not bırakayım,

Burası benim sevdiğim, beğendiğim her telden müzikleri paylaştığım sayfa. Bana ait.

Kırmızı Record Tuşlu Teyp

2 yorum:

  1. Kadıköy, insanın ruhuna işler; bilirim... Hangi şehirde yaşarsan yaşa, soranlara "Kadıköylüyüm" dersin...
    Kadıköy'e dönebilmek de ayrı güzeldir...
    Bıraktığın gibi bulamamak bile...
    En son gittiğimde, "isis" i mahfettiklerine şahit oldum.. Kızdım, söylendim... Ve yeniden hissettim, Kadıköy'lü olduğumu...
    Biz, Kadıköy'ü size bıraktık; en azından ruhunu bıraktığımız gibi bulmak istiyoruz Genç :)

    YanıtlaSil
  2. o değilde şu sayfanın solunda it gibi gezinen böceğe taktım terlikle öldüresim geliyor.

    YanıtlaSil