19 Aralık 2013 Perşembe

Hayal Kırıklıkları, Dedem ve Tükürdüğüm Kan

Orospunun yemini yarrak görene kadardır” der leş gibi kaldırımlara ait bir atasözü. Bunu imamından tut, cerrahına kadar herkes hayatında bir kere de olsa duymuştur. Tavuk götü tövbe tutmaz gibi türevleri de mevcuttur. İnsan kendine acı vermekten hoşlanan bir gerizekâlı çeşididir.

Bir sürü şeyler oldu bu zamana kadar. Çoğunuz bunları yüzeysel de olsa biliyorsunuz. Bir sürü şeyler güzel şeyler ve kötü şeyler olarak iki eşit gibi görünen ama eşit olmayan kategoriye bölündü. Çoğunuz buna yıllardır şahit oldunuz. Bazılarınız yeni öğreniyor. Merak edip kurcaladıkça bu bloğu… “Hassiktir lan dalyarak” diyen de vardır elbet, “Lan adam neler çekiyor” diyen de. Bu güzel olan. Yani çeşitliliğin olması. İçeride neler yaşadığımı bir ben bilirim…

Bazı insanlar doğuştan lanetlidir. Böyle olduğuna inanılır. Ya da uğursuz deyip ötelerler durumu. Mutlu olmamak gibi bir lanet. Huzurlu olmamak gibi bir lanet. Ne yaparsan yap ulaşamayacağını bilmek bunlara. Çok kötü. Ne kadar küfür ediyorum değil mi sosyal medyada? Ne kadar kabayım. Ne kadar çok argo kullanıyorum. Bir yazara hiç yakışmayacak şeyler. Ama bu kırılganlık neden gitmiyor? Ben kalas olmaya çalıştıkça, nasırlaştırmaya çalıştıkça kendini. Aslında kendime itirafı zor ama… Sakalları olan 7 yaşındaki bir çocuğum belki de. Dudağının bir kısmı hep aşağı doğru bakan. Olduğundan 20 yaş küçük gösteren içinde…

Ne kadar çok kalbimi kırdılar değil mi? Eşim, dostum, arkadaşlarım. Sadece aşk meşk değil bu. Ki zaten derdim de aşk falan değil. Sen bu zamana kadar öyle mi sanıyordun? Hayatıma hiç gitmeyecek bir arkadaş aradım. Zaman zaman bulduğumu da sandım. Sandığım zamanlar ağzımın  ortasına öyle bir sağlam yanarlı dönerli tekme çaktılar ki. Kan tükürdüm. Kendi kanımı yuttum. Ellerimi suratıma geçirdim geceleri ağlarken. Yorganı yastığı ısırdım da oldu kimseler duymasın diye. Bunlardan sık sık bahsettiğim oluyor gibi bir durum oluşuyor burada ama bunlar sık sık olduğu için sık sık bahsetmek gereği duyuyorum. Kendi kendime kaldığım zamanlarda kendimle muhabbet edecek başka bir konum yok çünkü yalnızlığımdan başka. Arkadaş ortamlarında başka şeyler anlattığım da oluyor ama sıkılmasınlar diye rol kesmek benimkisi.

Ve ne kadar acı değil mi insan sığlığı? Bir gün intihar ettiğimde, planladığım o büyük gün geldiğinde buraları okuyup “Adam bağırmış abi resmen”, “Resmen yalvarmış beni kurtarın diye çocuk” gibi cümleler kuracaklar. Ne kadar acı. Ve hassiktirin ulan oradan. Ben bu yapış yapış yavşaklığınızı görmemek için keseceğim bileklerimi. Belki de siyanür içerim. Bunu yaptığınız da amacımı ve sonuçlarını hiçe çıkartacaksınız. O yüzden yapmayın.

Neyse. Kalp kırıklığından, mutsuzluktan, huzursuz olmaktan ve bunlara asla sahip olamayacağımızdan bahsediyorduk…

İnsan kalbi değişik bir organ bence. Beyinden daha karmaşık çünkü beyin bilimsel olarak kısmen de olsa çözümlenebilmiş karmaşık bir yapı. Kalp ise görünüşte çözümlenebilmiş ama yaşadığın bütün soyut şeyler orada gerçekleşiyor. Soyut olduğu için sağlıklı veri elde edemiyorsun. Belki orospudur kalp. Giriş cümlesinde bahsettiğim türde bir orospu. Hiç ders almıyordur. Stockholm Sendromuna yakalanmıştır belki.

Bir insan kalbini defalarca kırdırtıp (ki hiç aşağı seviyede olmayan kalp kırıklıkları) sonra yeminler edip tövbeler çekip ağlayıp sızlayıp tedavi biter bitmez yine döner mi eski durumuna. Eski durumuna düşürmek için kendini yollara atar mı daha doğrusu bir kalp? Atıyor işte amına koyim. Yaşadığım onca şeyden sonra bırak aşkı meşki, kadınları öldüren bir seri katil olmam lazımken hala bir şeyleri umut ediyorum. Bu da benim düşük bir duygusal zekaya sahip olduğumun kanıtıdır belki de. Her şeye rağmen hayal kurmak ne tür bir denyoluktur bilmiyorum. Her şeye rağmen elini ateşin içine sokmak. Ateşe olan sevda mı bu yoksa dingilliğin sıcak hali mi?

Ne kadar ezdiler kalbimi ve ben ne kadar vazgeçmedim hayal kurmaktan… Sanki hiç azabı tatmamış, hiçbir yerinde ateş yarası olmayan bir adam gibi.

Evet. O kadar batıyor ki şu anda. Her şey. Kendimi sokaklara atayım dedim birkaç saat önce. Üç beş sokak yürüdükten sonra içinden geçtiğim sokaktaki apartmanlar da beni sıkıştırmaya başladı. Eve geri kaçtım. Artık ait olduğum sokaklar bile dar geliyorsa moruk, anasının amına kadar yolu var bu bedenimde hapsettiğim ruhun. Sonra kahve yaptım kendime kocaman bir kupa. Açtım oyun oynayayım da biraz kafam dağılsın dedim. O sinirli kuşların olduğu oyunu açtım. O kadar içime işlemiş ki üzülmek. Ekrana boş boş bakıp kuşları rastgele sağa sola fırlattım. Sonra bir baktım ağlıyorum. "Aa lan ne oldu da şimdi ağlıyorum?" Bilmiyorum. Belki de biliyorum ama işime gelmiyor.

Hayal kırıklığı kalp kırıklığının yakın akrabasıdır. Önce hayaller kırılır, keskin olan tarafları kalbe batar, baskı uygular ve kalbi kırar. Sonra da insan kendi kırılır. Belki darmadağın olur.

Böyle anlarda kendimden o kadar nefret ediyorum ki. Acı çektikçe “İyi oluyor sana orospu çocuğu” diyorum. “İyi oluyor amına koyim. Daha beter ol” diye söyleniyorum kendi kendime. Ciddi ciddi diyorum bunları. Belki de ayak parmaklarım deliliğin sınırından içeri girmiştir birkaç santim. Bilemiyorum. Şu anda başıma kötü şeyler gelsin istiyorum mesela. Anasını sikeyim kanser olayım, verem olayım da acı içinde kıvranarak gebereyim gibisinden şeyler. Ne kadar kötü değil mi. Şu anda kötü olduğunu düşünmüyorum. Nefretim pistir çünkü. Kendime bile acımam. Zaten bir gün kanser olacağım. Banko bu. 1.10 ganyan veririm en fazla. Çünkü ataerkil toplumumuzun ataerkil bir ailesindeyim. Babam ve genleri bu kanseri taşıyor. Ne kanseri olur bilemem bu benim vücudumun yaratıcılığına bağlı ama genlerini taşıdığım kabilenin erkeklerinde kalıtsal bir şey bu. Bu zamana kadar kabilemizde ölen herkes kanserden öldü. En çok gözlemlenen de bağırsak kanseri oldu. Bakalım torbadan bize ne çıkacak. Ölüm grubunda mı yer alacağım yoksa hafif bir grup mu bilemem. Ama kanser olacağım ve bu hastalıktan ölmeyeceğim %90’ları gecik bir ihtimal. Çünkü ölümüm kendi elimden olacak. İrademle öleceğim. Eğer bir yerde aniden araba çarpmazsa, kalp krizi geçirmezsem falan.

Kanser için de bütün şartları yerine getiriyorum aslında bu zamana kadar neden olmadım şaşırıyorum. Hayatımda doktora gidişim sayılıdır. 14 yaşımdan beri günde en az bir paket sigara içiyorum. Stres, keder, dert gibi kavramlar zaten bende içorgan oldu. Bunun üzerine alkol, düzensiz ve sağlıksız beslenme, uyuşturucu, düzensiz bir hayat, uykusuzluk problemleri falan. Ben artık beni tanrının değil şeytanın hayatta tuttuğuna inanıyorum. Çünkü onun işine daha çok yarıyorum gibi.

Hayal etmek ne kadar zararlı bir eylem aslında…

Her şey dedem öldükten sonra başladı. Dedem öldü. Hayatım bir otobüsün altında kaldı sanki. Sağ kurtuldum ama artık yatalak bir hastaydım. Ölmemiştim ama yaşamıyordum da. Dedem öldü. Yolumu aydınlatan kimse kalmadı. Kurduğu cümlelerle beni koruyacak kimse kalmadı. Sonra bir kadına aşık oldum. Dedem ölmüştü. Ve beni kadınlardan da koruyamazdı. Sonra biraz hayal kurdum. Biraz şiirle tanıştım. İlk kez bir şiirle tanışmam da yine kalbimin kırık olduğu bir ana denk düşer. Sonra hayallerimi kırdılar. Sonra hayallerim kalbimi kırdı. Sonra ben kırıldım. Dedem yine yoktu. Yine koruyamamıştı. Sonra bu olaylar hep tekrar etti. Kısır döngüye girdim. Belki arafta kayboldum. Bilemiyorum. Uyuşturucuyla tanıştım. alkolle tanıştım. şarkılarla tanıştım. kadınlarla tanıştım. her yangının ortasında kalıştan sonra kül olup yavaş yavaş doğrulmayla tanıştım. sonra yine kendimi yangınlara karıştırdım. Belki bağımlısı olmuştum bu tür şeylerin. Bir uyuşturucuya bağımlı olmayı tercih ederdim ama ondan bile çabuk sıkılıyorum. Ama hayal kurmaktan, aşık olmaktan falan. Sonuçlarını bile bile. Neler başıma geleceğini bildiğim halde hayal kurdum çünkü;

İnsan kendine acı vermekten hoşlanan bir gerizekâlı çeşididir.

Ha bak bunları diyorum falan ama kısır döngünün kilidi kırılmayacak. Bir zaman sonra yine buna benzer şeyler söyleyeceğim burada. Yalnızlık yakamıza paçamıza yapışmış bok gibi. Çıkmıyor.

Keşke biraz ölsem ve yalnız…

Batuhan Dedde

Fotoğraf aslında belki de hayatımın doğduğum günden intihar edeceğim vakite kadar olan özeti.

Bu da bölüm sonu canavarı olsun bakalım. Leş gibi varoş kültürümüzün has adamlarındandır kendisi. Cezaevi görmüşlüğü, semt berberinde elinde tespihiyle sakal traşı olmuşluğu vardır.



"iyi ve güzel hakikate bel bağlamış saf dillerden bihabersin
belki çıldırmak üzeresin, hayati vurguların tükenmekte
gazete manşetlerinde aristokrat bir ferman olurken ölüm ilanım
karanlığın ardı sıra, çığlıklar ve uğultular eşliğinde
sevdamdır uğurladığım..."


2 yorum:

  1. Biraz Bucowski oku. Faydası olacağına inanıyorum. En azından bana faydası oluyor. Biraz reçete gibi oldu amma n'apacan?

    YanıtlaSil
  2. gerçekten çıkarsız bir dostluk istiyor musun? can kırıklıklarının üstüne, botuyla basmayacak bir dostluk?

    YanıtlaSil