Müzik

3 Nisan 2016 Pazar

1 Dergi 3 Kitap ve 1 Yavşak

Merhaba,

N’aber? Ben çok manik. Sonra da depresif. Bazen öyle oluyor ki, öyle neşe doluyorum, deli fişek gibi oluyorum. Haaa, diyorum kendi kendime. İşte yine manik bir evredeyim. Arkasından kesin depresiflik de gelecek, geliyor da bir süre sonra. Gün içinde 10 kere kadara bu tür ataklar geçiriyorum. Alıştım artık ama. Bugün şu geldi aklıma; hayat çok garip. Bunu hepimiz biliyoruz zaten artık. 2 yıl  önce bugünlerde askerdim.  Askeriyede kendimi nasıl öldüreceğim konusunda planlar yapıyor, yazabildiğim kadar çok mektup, şiyir, düzyazı falan yazıyordum. Levin, Moda sahilinde hanımına İsmet Özel şiirleri okuyordu. Bana fotoğraf atıyordu. Bugün napıyoruz peki? Ben çatır çatır yedim kafayı,  Levin ise haftanın 3 günü psikiyatriye gidiyor. Seans başı 250 lira bayılmayayım diye oturup kafayı yedim ben. Evet.

Neyse.

Başka şeyler söylemek istiyorum.

Bizim bir dergimiz var, onu biliyor musunuz? Bazılarınız biliyordur muhtemelen. Çok güzel bir dergi o dergi. Edebiyat dergisi. Ben de



içinde yer alıyorum. Henüz 3 sayısı çıktı, şimdi 4. Sayıyı hazırlıyoruz. AYI Dergi.  Müsaade buyurursanız AYI’dan bahsetmek isterim biraz. Çok değil, biraz.
 
Dergimizi gücümüz yettiğince bedava çıkartıyoruz. Bugüne kadar böyle oldu bu. Son zamanlarda çok sıkıştık, biliyorsunuz maddi gerekliler yerine getirilmeyince hiçbir şey ilerlemiyor. Dedik napalım napalım, eldeki tek seçenek derginin bazı sayılarını ücretli yapmaktı. 

Öncelikle bilmeniz gereken şey, ticareti yapılan bir hadise değil. Yani AYI aldığınızda instagrama fotoğrafınızı koyamazsınız, koyarsanız da pek tutmaz. Yakışıklı erkekler, güzel kadınlar “like” yapmaz. Ama edebiyat anlamında sizi doyurur. Gerçi benim olduğum bir mecra her ne kadar şüphe yaratsa da, ben gerçekten kıyısındayım. Gönülden tam ortasındayım ama böyle uğraş, şunu böyle yapalım moduna geçince kıyıda kalıyorum kasten. Ben gönülden iş yaptığım zaman güzel işler yapıyorum. Buna emin olabilirsiniz. Bu da gönlümden gelen bir iş. 

AYI Dergi gerçekten dolu dolu bir edebiyat dergisi. Çok güzel adamlar, çok güzel kadınlar var içinde. Fiziksel bir güzellemeden bahsetmiyorum. Fiziksel olarak kimseyi tanımıyorum derginin içinde zaten Özgür, Diloş, Anıl hariç.  Onlar da işin mutfağında olanlar zaten, derginin yaratıcıları. Dergi şimdi 5 liraya çıkıyor. Şimdilik böyle. Biraz para biriksin, birkaç sayı çıkartacak kadar para dolsun havuz, sonra birkaç sayı yine eskisi gibi bedava çıkacak. Sonra o havuzdaki para bitince yine birkaç sayı 5 liraya satılacak, sonra yine bedava. Yani her ücretli sayı aslında bir ücretsiz sayı doğuracak.

Altını çizerek belirteyim, yapmak istediğimiz şey ticaret değil gerçekten dergi kavramına uygun bir şeyler üretebilmek. Zaten her şey amatörce yapılıyor bu yüzden. Dağıtımını dahi Özgür kendi yapıyor. Kargoya veriyor, belirli yayınevlerine gönderiliyor falan.  Zor şartlarda çıkan bir dergi, ama tadı leziz bir dergi.  Buna bir el atın ki, ticaret yapanların altında kalmayalım. Bir şeyler üretebilelim. Hatta aranızda babası ya da kendi zengin birileri varsa her ay bizim matbaa masrafımızı finanse etsin, her ay dergiyi bedava çıkartalım. Bu şekilde kendi imkanlarımızla birkaç sayı ücretli, birkaç sayı ücretsiz olarak bir sarmalda devam edecek.

AYI Dergiye facebook ve twitter’dan ulaşabilir, projeleriniz varsa iletişime geçebilirsiniz içine dahil olabilmek için.  Ve nerede satıldığını falan da öğrenebilirsiniz. Bir göz atın derim ben naçizane… Dergiyi almazsanız çocuk ölür!  Napalım oğlum? Aydınlık satanlar gibi metro çıkışında milletin yolunu mu keselim AYI Dergi alın diye? Zaman gastesi gibi her binanın önüne 5’er, 10’ar tane mi atalım? Bize kayyum da atanmaz o kadar fakiriz ki, kayyum gelse cebinde ne varsa bırakır gider. Bu fakirlik cebimizdeki parayı dergiye harcamaktan oldu. Bir şeyler yapabilelim istiyoruz. Direniyoruz. “Büyük” dağıtımcılar ağızlarının suyunu akıtıyor, ahlaksız tekliflerde bulunuyorlar, aylık size şu kadar verelim, içeriği siz hazırlayın, biz basıp dağıtalım diye ama işte o zaman ticaret kavramına meze oluyor. Biz bunu istemiyoruz. O yüzden hepsine “Yok ya biz böyle iyiyiz” diyoruz.  Güzel de para veriyorlar aslında hepimiz aç köpek gibi gezerken o para müthiş bir rakam, neden böyle yaptık ben de bilmiyorum ama bence iyi yaptık. En azından ticareti yapılmayan bir dergi mevcut, diyoruz. Üstelik bunu biz yapıyoruz diyince daha da mutlu oluyoruz. Çogzel lan.



Dergi mevzusu hakkında söyleyeceklerim bu kadar. Bunun dışında bir de yayınevi gibi bir şeyler, bir oluşumlar oluyorlarlarlar. Oradan kitaplar basılacaklar falan. Ben editör oluyorum oraya. İşler netleştikten sonra kitap bastıracak hevesli arkadaşlarla bir iletişime geçelim. Orada da arayacağımız şey kalite tabii. Bok gibi metinler değil.

Şimdi üç farklı kitaptan bahsedeceğim sizlere. Aslında ikisi tavsiye, biri bahis.

İlk önce Emre Varışlı’dan bahsedeyim.

Emre Varışlı’yı biliyor musunuz, bilmiyorum ama bence bilin, bir göz atın. Öyle herkesin kaldırabileceği şiirler yazmıyor herif, baştan belirteyim. Yani aşırı uçlarda ideolojik görüşler, inançlar vs varsa hiç bakmayın, mideniz bulanır gereksiz yere, aklınız da. Bu kategori dışında kalanlar mutlak suretle baksınlar Emre’nin şiirlerine, düzyazılarına. Enfes. Emre’nin bir de kitabı var, Bir Günahkarın Bilmesi Gerekenler isminde, 6.45 Yayımcılıktan çıkmış bir kitap. Enfes bir kitap. Emre’yi de okuyunuz ve seviniz  ki yeni kitapları da basılsın. Bu çağın büyük şairlerinden biri Emre. Öldüğünde belli olacak bu ama şimdilik yaşasın ve bol bol yazsın. Sonra ölür, acelemiz yok. Emre’nin metinlerinden paylaşacaktım burada, vazgeçtim. Kendiniz bulunuz ve bakınız derim. Fanzinlere sık sık yazılar veriyor, takip edebilirsiniz dilerseniz. Ki muhtemelen biraz okuduktan sonra eşek gibi takip edeceksiniz. Ben de öyle oldu çünkü. Dedim bir bakayım bu herif ne yazıyormuş diye, sonra bir daha çıkmadı o herif günlük stabil ıstıraplarımın arasından.  Muhtemelen çoğunuza da öyle olacak. Yapışıp kalacak. Ha bütün bunlar Emre’nin sikinde olmaz, onu da belirteyim.  Artık kapitalizm falan, dalyarak gibi eleştirel yaklaşımlarım olmuyor çünkü boğazımıza kadar içindeyiz. Bu işlerin bir ekonomisi var maalesef. Yayımcılar vb için. Yazarı demiyorum yazar zaten gariban. Yayımcının matbaası, ofisi, vergisi, cartı curtu. Bir kitabın sürekliliği için maalesef bir getirisi olması lazım. Yayımcının ilgilendiği büyük dilimden biri de bu normal olarak. Emre’yi tanıyıp kitaplarını alacaksınız ki yeni kitabını bassınlar adamın. Ya tamam, almayın kitap mitap ama okuyun Emre’yi.

Emre’nin kitabına buradan ulaşabilirsiniz. 

Sonraki bahsedeceğim adam Onur Köybaşı. Lan ben bu adamı çok seviyorum ya. Bak yazılarını değil he.  Karakter olarak müthiş bir herif.  Bu ortalıkta bittiğimden önce ve sonrasında da hep diyalog içinde olduk, ya herif birine sinirlensin, ne bileyim, hırslansın, sövsün, kızsın, bağırsın, tartışsın. Yok! Adam dünyadaki en sakin şey sanki. Ulan insan hiç mi insani güdülere kaptırmaz kendini?
Şakirt misin be mübarek! Çok güzel bir enerjisi var Onur’un da. Yazdıkları gibi aynı. Bayağıdır bir kitap hazırlığı yapıyordu. Geçenlerde bi laflamıştık, bana haber ver demiştim çıktığında. Birkaç gün önce nefret ve öfkeyle ağzıma kadara tıka basa doluydum. Sabah bir tane antenin hakkımda yazdığı bir şeye denk geldim, bütün nefretimi o çakala kustum. O da sandı ki onu adam yerine koydum ve ona sinirlendim. Tavşan taşa sürtmüş dağı siktim sanmış ya. O hesap. O arkadaşa aşağıda değinicem.. Onur’dan devam…

Neyse. İşte ben o sabah sinirden kendimi kesmek üzereyim. Öyledir çünkü. Ben kan gördüğümde öfkemin yatıştığını biliyorum. İlkel bir durum bu ya da çok hastalıklı ama öyle, napim. Beni böyle sev seveceksen. Kan görmek de bir başkasını değil kendimi kesmekle alakadar. Yani başka birinin kanını akıtmak değil. Benim zararım hep kendime.  Ciddi ciddi kendimi kesmeyi düşünürken Onur bana bir mesaj attı. Link. Al dedi moruk, çıktı kitap. Moruk demedi de. Adam efendi bir adam öyle bizim gibi pis ağızlar kullanmıyor. Gayet akıcı konuşuyor, yazıyor falan. Pasiflora gibi herif be. O haber bütün nefretimi kinimi aldı söktü götürdü… Onur Köybaşı’nın  Beni Yalnız Anla kitabının kapağını çok sevgili Umay Umay yaptı, Lethe Kitap da bastı. Yolu da bahtı da Onur’un kalbi gibi olur umarım.

Kitaba buradan ulaşabilirsiniz: 


Son olarak da kendi kitabıma değineyim.

Mezar Taşı Gibi Düşüyor Yağmur,  bu haftaiçinden itibaren önce ön satışa açılır, bu hafta bitmeden de muhtemelen raflarda olacak. En geç bir dahaki hafta olur. Ama olacak. Bu hafta satışı başlıyor.  Mezar Taşı Gibi Düşüyor Yağmur, gerçek bir kitap oldu. Yazdığım diğer 7 kitabı yutacak güçte bir kitap. Eski yazdıklarıma bakıyorum, örneğin çapulcu, şimdi çok zayıf geliyor bana o kitap. Oysa ilk çıktığında en iyi kitabım derdim. Şimdi bazen utanıyorum bile yazdıklarım için. Eski kitapları da bir elden geçireceğim mutlaka boş vakit buldukça. Yeni edisyonlar falan. Şimdilik en iyi kitap bu oldu. Gerçekten içinde edebiyat var.



Şimdi gelelim birkaç paragraf üstte belirttiğim denyonun hadisesine.

Şimdi bu vatandaşı hepiniz biliyorsunuz.  Kendisi sosyal medyanın demografik yapısındaki kadın kitlenin nereden baksan tamamını taciz etmiş bir vatandaş. Bunu biliyoruz. Bu cepte.

Kronolojik bir sıralama yapacak olursam bu konuda. Şimdi bu herze, gerek kendi, gerek çevresinde birikmiş insanlar aracılığıyla var olduğu günden beri periyodik aralıklarla kullandığı bütün sosyal medya mecralarından bana arada bir sallar. Capsler gelir falan. Hala duruyor bende bir sürü capsi bana ettiği laflarla ilgili… Ben bu herzeyi, tanımazdım, etmezdim. İlk bu şekilde öğrendim varlığını. Biri bir gün mesaj atmıştı, birkaç yıl önce. “Ağbi, A*taç sana böyle böyle demiş” diye. O kim amına koyim, diye insani bir tepki vermiştim. Sonra bu tür şeyler arada bir oldu, hiç siklemedim.  Sonra bunun sıkıştırdığı kadınlardan biri, işini patlattı. Hee dedim. Madem bu kadar düşmüş, bir de ben vurayım. Maklube soğuk yenen bir yemektir sonuçta.  O gün taciz falan durumlarıyla ilgili bir yazı yazdım. Sonra kaldırdım o yazıyı. Çünkü öyle bir herifin bloğumda yer işgal etmesini gereksiz buldum.  E biraz da zehri akıtmış olmanın verdiği ferahlık da var. Kaldırdım yazıyı. O gün iyi linç oldu yalnız zevata. Ben haklı linci çok severim. Oğlum gerçekten inanılmaz keyifli bir şey haklı linç. Linç kültürü gelişmiş bir toplumuz zaten. Haklı olunca ballı börek gibi oluyor. Şimdi muhtemelen bunu “aşırı” duyarlı kişiler de okuyor, linç kelimesini duyunca yüzünü buruşturuyor falan. Nedir haklı linç? Mesela Ensar Vakfındaki o leş olayın faillerini elimize verseler, linç etsek. Kim zevk almaz bundan? Var mıdır onları yapmayın linç kötü bir şeydir diye savunacak olan? İşte haklı linç böyle bir şey oluyor.

Neyse.

Ben bu hergele için o zaman iyi bir yazı yazdım. Tacize bakış açımı anlattım vs. Ha şunu da biliyoruz, yüzlerce ondan var buralarda maalesef.  O  konuda beni yanlış anlayan arkadaşlar olmuş. Onlar için bir açıklama yapmak istiyorum. Çünkü bu kamille ilgili düşüncelerimi paylaştığım yazıdan sonra, küfürlü tweetlerimle alakalı bazı zamanlarda tepkiler aldım. İşte sen hani karşıydın böyle şeylere vs. gibisinden. Canım, ben eril dil, cinsiyetçi küfür gibi kavramları duymuyorum, bilmiyorum, anlamıyorum, işime gelmiyor. Ben kaba bir adamım. Küfürlü konuşmam, kaba bir adam olmam, tacizi meşru gördüğüm anlamına gelmez herhalde değil mi? Bu tepkileri verenler genelde uç noktadaki feminist arkadaşlar. Hiç sevmem. Feministleri değil, uçlarda olan her şeyi. Bu konuda hippilere de bakış açım Cartman’ın aynısı. Her şeyde aynı bu hissiyatım. Çok uç oldu mu, üzülüyorum, geriliyorum falan.

Neyse.

Bu hergele, bana sonradan facebook üzerinden mesajlar attı. Kitabımı yakıyorlar ühühühü diye ağlaştı özünde ama artistliği de elden bırakmadı. İşte kitaplarımı yakıyorlar, sen sevinmişsindir bir rakip azaldı diye, gibisinden kendine yakışacak salaklıkta mesajlar attı. Ben de kendime yakışacak seviyede “Sen kimsin ki ben seni rakip olarak göreyim lan dallama” dedim, başka başka ezikledim söylediklerimle. Şimdi burada capslerini paylaşmayacağım, gerenk yok.  O mesajlaşmanın sonunda, kendisine, adam değilsin, karaktersizsin vb gibi şeyler söyledikten sonra en azından bundan sonra hayatına ve kendine iyi davran dedim. O da bebeğimsin, öpüyorum kocaman diye ayaküstü beni de tacizledi amk. Bende o sevimli öpüyorumlu mesajına küçük bir mü’min latifesiyle cevap vermek isteyip, “ayaklarımı da öper misin, senin kitaplardan okumam ama” diyerek cümle sonuna kalp koydum.  O da ben seninkileri okumuştum ama aramızdaki insaniyet farkı bu, falan dedi saçmaladı. Sonra ben cevap yazmadım, siklemedim falan. Devam ettim normal yaşantıma. Bu arkadaş, o dönem araya paralelciler hariç herkesi koyup, kendine bir komplo kurulduğunu söyledi. Paylaşılan yüzlerce tacizli capsin photoshop olduğunu belirtti, tipik toplumsal bir hastalığının olduğunu belli etti kısa deyişle. Bunlardan önce de bu capslerdeki diyalogların kendisine ait olduğunu, istediği gibi yaşayabileceğini falan söylemişti ama yukarıda dedim ya, haklı linç ballı börektir. Bunun tadını alan herkes alakası olsun olmasın ağzına sıçınca, geri adım atmak zorunda kaldı.  Sonra da ilgilenmedim bu durumla. O gün ilgilenme gereği hissettim. Hem o ballı börek mevzuları, hem de bu yavşak, birkaç kere bana yakın kadınlara da aynı şeyi yapmıştı. Hazır yakalamışken sikeyim dedim, öyle de yaptım. Şimdi ben belirttim bunu ama yine belirteyim, küfürbaz bir adamım, lağım gibi bir adamım. Birine “orospu çocuğu” diye de küfür ederim, “ananı sikeyim” diye de küfür ederim, “babanı götünden sikerim” diye de ederim. Bunları hep sokaklarda öğrendim. Pis şeyler ama güzeller her pis şey gibi. Şimdi ben bu küfürleri kullanıyorum diye, tacize karşı olamıyorum bazı arkadaşlar için. Samimi gelmiyorum. Ben bu küfürleri ederken kafamda hiçbir zaman bir vajinaya bir penisin girdiğini hayal etmiyorum ya da birilerinin validesinin bedenini sattığını metruk sokaklarda… Sadece bir kalıp olarak küfür. Hepsi bu. Kafamda canlanan bir şey yok. Otomatik kodlanmış bir durum. Ha hoş mu? Evet.aasdfasdf Küfür çok güzel bir şey olm. Şeytan was here.

Şimdi konuyu bağlıyorum.

1.5 yıldır çok sürünmeli bir hayatım var. Ruhsal, duygusal ve fiziksel olarak yerle yeksanım. O kadar kendimden geçmişim ki, bazı anlar cinayete teşebbüs edesim geliyor. Gerçekten. Bu kötü bir sıkıntı benim için. Bazen korkuya kapılıyorum. Potansiyel tehlikem var bana göre. Bu beni ürpertir. Ciddi bir ruh bozukluğu hasıl oldu bende bu 1.5 yılda. Birkaç gün önce de tamamen un ufak ettim kendimi. O gün, gece elbise dolabımı yumrukladım, duvarları, arada babama da salladım bir tane. Çünkü elimdeki jileti almaya çalışıyordu. Ben kendimi kesecektim amk o jiletle. Babam o gün işe gitmedi, nöbet bekledi evde beni. Bir şey yapmayayım diye kendime. O gün nasıl istiyorum ama istenmeyen olaylar olsun. Ya birileri benim ağzımı burnumu kırsın ya ben birilerini. Yani ölsem, öldürsem, o derece gözüme gelmez. Gelmezdi de gerçekten. İyi ki kötü bir şey olmadı bunu şimdi idrak ediyorum. Lan şaka maka düşündükçe gerçekten cinnet geçirmişim he.


O gün elim ayağım titriyor, klavyenin tuşlarına basamıyorum öyle bir titreme. Biri bana caps attı. Her zamanki gibi bu arkadaş. Periyodik işini yapıyor. Üzerime leş nefesini üfürüyor. Bu zamana kadar bunu defalarca yaptı, siklemedim. Capsi atanlara “Ya siktirin edin aq biz işimize bakalım” deyip güldüm geçtim. O sabah içimdeki nefreti, öfkeyi, kini, siniri boşaltacak bir yer lazımdı. Aranıyorum resmen. Gerçekten kin, insanın içini kesiyor. O kadar nefret yüklenmişim ki gece sabah sırtım sancılandı resmen. Bir baktım bu hergele çıktı yoluma. Bence onu Allah gönderdi. Göndermeseydi belki de dışarıda birine sataşıp ölecek/öldürecektim. Türkiye ne kadar manyak bir memleket oldu ya. Ne kadar rahat söylüyorum değil mi birini öldürebilirdim/ölebilirdim diye. Ama öyle. Gerçekten çok ucuz bu ülkede ölmek de öldürmek de. Maalesef. Birkaç saat öncesinde öfkeden gözü kör olan ve babasına yumruk atan bir adam, takdir edersin ki hiçbir şeyi siklemez değil mi? O kadar kördür yani. Bu capsi görünce ben dedim tamam ya. Bunu bi tahrik edeyim ki, bana gak guk etsin, gel lan falan desin. Gidip her şeyi çözeyim. Öleyim ya da öldüreyim. Rahatlayayım. Cinnete bak! Şimdi fark ediyorum bunun korkunç boyutunu. Herif bi gel falan dese, akşam haberlerdeyiz. Ya o yok, ya ben. Onu karşıma çıkartan Allah, aynı zamanda ikimizi de koruyordu.

Bu coğrafyada bir erkeğin gözünü sinirden kör etmek için bazı keywordler vardır.  Hassas alanlarına dokunursan, çözülür. Öyle düşündüm. Bir erkeğe hatta bir insana edilebilecek en ağır küfrü ettim. Karını sikerim dedim adama. Bunu şu anda bile yazarken kendimi rahatsız hissediyorum. Bunu kabul ediyorum, çirkin ve kötü. Ancak, o anda diyorum ya, öyle kördüm ki. Ya ben herif beni çağırsın da cinayet işlensin diye düşünüyorum amk bunu mu düşünebilecem o anda? Ve bu cinayet konusunda ciddiyim yani hayatımı  o kadar asmışım ki duvara. Sikimde değil hiçbir şey. Neyse. Ben bu küfrü ettim,  benimle olan diyaloğunun capsini de ekledim.

Bu gevşek, özelde ağlak bir gevşek, meydanda kendini satıyor. Pazarlıyor. Böyle asi tavırlar,  ben marjinalim falan. Ama özelde de kediden korkup da kaçan pincher gibi.

Ben bu arkadaşa o ağır küfrü ettim. Tahrik olsun da karşılık versin, kan dökelim diye. Bu tabii o cümlenin iğrençliğini hafifletmez ama dediğim gibi, bir delirme anıydı. 20 dakika kadar sonra lan ne saçma iş oldu bu diye kaldırdım. Kendisinin amına koyayım, onu siklediğim yok da. O zavallıya değer vermiş bir kadın var, ona ayıp oldu nazarımda. Kadını da tanımıyorum üstelik. O yavşaktan değil ama kadından özür diliyorum.

Sonra bu yavşak ne yaptı? Benim yazdığımın capsini alıp profilinde paylaştı. Ama sadece küfrümü. Kendi yazdığı ağlak mesajlarını değil. Yazdığına da not iliştirdi, kendini sıyırmaya çalıştı aradan. Vay efendim bu adam bana taciz olayında neler yazdı, neler söyledi bugün anam karıma küfür ediyor, işte bu işler bu marjinal faşistlere kaldı.

1)      Marjinal ben değilim. Ben bildin semt adamıyım. Mahalle çocuğuyum. Marjinal dediğin zaman, topuklu ayakkabılardan şarap içerek kutlama yapan, ayak parmakları arasında biriken kiri emip histerik zevkler alan adamlar geliyor aklıma. Tanıdık geldi mi?
2)      Faşist kelamı. Bu kelam öyle bir kelam olmuş ki, sik gibi herkesin ağzında. Kendine ters gelen bir şey olduğu zaman ilk yapıştırdığı şey bu. Faşist. Hele ki böyle sol ağızlı söylemlerde bulunan, bir zümreye aitmiş gibi gösteren kendini, böyle adamlar/kadınlarda/insanlarda çok bu durum. Genelde fraksiyon kelimesini de çok kullanır bunlar. Dfdsafasfdfad


Sonra bu sik kafalının o paylaştığı iletiye, “tamamını paylaş, kaşınma. Adamı sikerler” diye bir yorum yaptım. Sildi. Sonra bir yorum daha yaptım. Onu da sildi. Vay faşist vaahahahaasfdasfd

Amaç neydi bilmiyorum. Belki ona geri dönüş yapacağımı biliyordu, kaybettiği imajını geri alma çabası. Açıklamasında ev arkadaşı ile girdiği normal bir diyalog olduğunu söylemişti. Normal diyalog şuymuş;

-Batuhan Dedde’nin kitabı çıkıyormuş duydun mu?
-ismi neymiş?
-Mezar Taşı Gibi Düşüyor Yağmur
-Mezar Taşını Sikeyim Onun.

Bu diyaloğa ev arkadaşıyla girmiş. Sonra da onu sosyal medyada paylaşma gereği duymuş. Ben arkadaşlarımla zamanında onun hakkında girdiğim diyalogları yazarsam, TİB benim hesaplarıma erişimi engeller. 

Ben zamanında bana "Çapulcu" diye hakaret ettiğini düşünen adamın o kelamını alıp kitap ismi yapmış bir insan evladıyım, "Mezar taşını sikeyim onun" cümlesine alınır mıyım sence? O kamil sandı ki ona sinirlendim öyle, muhtemelen suyu da akmıştır, ooo tamaam sinirlendirdim diye de. Benim öfkem başkaydı annem be. O anda sen denk geldin. Ahmet, Mehmet olsa onlar denk gelmiş olurdu. 


Hiçbir zaman yazar olduğumu iddia etmedim. Aksine çok varoş bir adamım. Az biraz edebi bilgim var, bir şeyler yazabiliyorum, varoşla bunu harmanlayınca ben çıktım ortaya işte.  Yani benden o kadar çok feminen hassasiyetler, cinsiyetçi küfürsüzlük, eril dil kullanmama gibi şeyler beklemeyin. Ya da naif durumlar.  Ben kaba bir adam olduğumu söyledim bilakis. Kaba bir adam olmam, tacize göz yumacağım anlamına gelmiyor. Benim algım bu şekilde. Eril dil kullanmak benim için tacizkar bir durum değil. Algım böyle. Gerisi sizin algınızın problemi.  Ben böyle bir adamdım. Şimdi de böyle bir adamım. Muhtemelen ölürken de böyle bir adam olacağım. Birine uzaktan ananı sikeyim demek benim için sadece bir küfür. Asla fiilen düşünmediğim bir durum. Keza babaları da çok sık kullanırım küfürlerimde, eşitliği sağlamak adına. 

Şimdi bu yavşağa yine bu blogta yer verdim, bu benim için rahatsız edici bir durum ancak, olay kendimle bağıntılı olduğu için, vermek zorunda kaldım. Kaldı ki kendime de çok kızıyorum amına koyim onlarca kere siklemedim herifi. Nasıl düştüm o gün tongaya da kaale aldım, cevap verdim, öfke kustum, bilmiyorum. Lanet olsun bana bence. Ne gerek vardı? Bak şimdi o yüzden herif yer buldu kendine burada. Püh Abv.


Neyse. Dedim ya, ağır bir küfür ettim yarrak kafalıya. Kasten yaptığım bir şeydi. Aynı sertlikle cevap versin de, kavga edelim. Fiziksel bir kavgadan bahsediyorum. Fakat olmadı. İyi ki de olmadı. O gün çünkü hayatımı askıya aldım. İkimize de yazık olurdu. En çok bana yazık olurdu öyle bir adamı öldürüp de hapiste çürümek milyon kere ölmek gibi gelirdi bana. Ama şunu söyleyebilirim, Allah büyük bir gezegen, dünya küçük bir şehir, İstanbul ufak bir mahalle. Kendisini bir yerde denk getirirsem, mutlaka tokatlayacağım… Aşırı darbe değil bahsettiğim. Lisede müdür yardımcısı döverdi ya bizleri, sağlı sollu seri tokat. Öyle tokatlamak. 


İronimi de yapayım;

BİR UMUTTUR YAŞAMAK ASDFASDFASDFASDF

Haydi hayırlı traşlaaaarrrrrrrrrrrrrrrr


Batuhan Dedde

Kendisine bu şarkıyı armağan etmek isterim, sözlerine dikkat etmesini salık veririm. Yalnız bunun sözlerinin bir kısmını aramızda geçen gerilime göre düzenleyip, ben yüzüne bakıp da söylüyorum gibi tahayyül etsin asdfadsfas  

bölüm sonu canavarı olarak:

Küçük bir not daha düşeyim, ben sokak adamıyım, ben yeraltıyım demekle öyle olunmuyor. Hayatında hiç kaldırımda uyumamış, götünden bıçaklanmamış bir adam altkültürün en leş katındayım diyemez. Dİ-YE-MEZ. Neymiş? Müslüm denen hıyar. ay yok o başka bir şeydi. asdfasd







1 yorum:

  1. Ayı Dergiye yazdım Facebook üzerinden cevap alabilmiş değilim.
    Dergiyi temin etmek belki de dahil olmak isterim.
    sevgi ilen :)

    YanıtlaSil