18 Ağustos 2017 Cuma

Kapıların Adisyonu

Merhaba canım arkadaşlarım,

Nasılsınız? Ben var ya ben, ben bomba gibiyim. İster atom de, ister hidrojen ama işte var bir bombalık. Öyle böyle değil hem de.

Çok kafanızı sikmek istemiyorum, size birkaç tavsiye verip uzuyorum buradan.

Moruk hayatınızı kendi iradeniz dışında hiçbir şeye teslim etmeyin. Kesinlikle. Yaşamınız özel bir şeydir ve başka ellerde tehlikeli bir silaha dönüşebilir. Ve bazan, en doğrusunu siz biliyor olamazsınız. Hakkında hükme vardığınız birtakım konularda haklı olan siz değilsinizdir. Sevgi sandığınız şey aslında sizin esaretiniz olabilir ve siz bunu göremeyebilirsiniz. Bu mümkün. Ve bu şey, sizi öyle eritir ki. Yavaş yavaş, sessizce, derinden… Siz farkına varmadan, benliğiniz adına ne varsa siler süpürür. Bir bitkiye dönersiniz. Sevgi böyle bir şey değil. Eğer sevginin içinde böyle bir şey de olabilir diyorsan, hayır amk. Olamaz. Bu olsa olsa sosyopatik birtakım tavırlar olur. Bu da sizi aşağı çeker. Bir timsah gibi, en dip sulara. Ne nefes alabilirsin, ne de kurtulabilirsin dibe indikçe ve o dip hiçbir zaman bitmez. Yani bitmez gibi gelir. Özgüveniniz yok olur, kişiliğiniz silinir, kendinizin ve yaşamınızın kontrolü kendinizin dışına çıkar. Raydan çıkan bir tren gibi. Altında yine sen kalırsın kendinin. Bunun olmasına asla ama asla izin vermeyin. Ne pahasına olursa olsun. Bu, bir insanın kendine yapabileceği en büyük kötülük…

Size kendinizi kötü hissettiren her şeye sırtınızı dönüp gitmeyi bilin. Bilin ki, “siz” olarak kalabilin. Sevgi, üzüntü, kavga, stres, şu, bu değildir. Sevgi, kendini 13 yaşında hissetmektir.

 Bütün bunları götümden sallamıyorum ya da edebiyat parçalamıyorum. Ateşlerin, tecrübelerin içinden çıktım da geldim. Ben ailemi mahvediyorum uzun zamandır, ben arkadaşlarımı mahvediyorum uzun zamandır, ben bana değer veren insanları mahvediyorum uzun zamandır, ben en çok kendimi mahvediyorum uzun zamandır. Ailem, arkadaşlarım ve diğer sevdiklerim benim şiddetli bir uyuşturucu bağımlılığımla yüzleşmek zorunda kaldılar geçtiğimiz dönemlerde. Leş gibi bunalımlarımı gördüler. 81 kilodan 47 kiloya düştüğüme şahit oldular 1.5 ay gibi kısa bir zaman diliminde. Benim eridiğimi, kendimi erittiğimi, erimeme müsaade verdiğimi gördüler. Kızdılar, benimle gözyaşı döktüler, destek oldular, üzüldüler. Sonuç? Kayıp bir zaman dilimi içerisine sıkışmış bir kayıp benlik. İdi…

Bazan silkelenmek elzemdir. Her yokuşun bir inişi de var. Ben kendimle tekrar tanıştım çok uzun zaman sonra. Bu, harika bir his. Her şeyi yeniden keşfediyor gibi, kendimle yeniden merhabalaşıyor gibi, sevginin nasıl bir şey olduğunu yeniden anlamaya çalışır gibi harika hislerle dolup taşıyorum. Neredeyse gözlerinden ışın gibi serotonin fırlatan bir süper kahraman göreceğim kendimi.  Elbette bu yaşamımın her yerine sirayet ediyor. Ben 2 yıldan fazla bir zamandır odama hapsetmiştim kendimi. Çalışmıyordum. İnsanın ruhu yırtık bir tül gibiyken ne paraya ihtiyaç duyuyor, ne de yaşama. Nefes alıp vermek ve hayatta kalacak kadar belirli aktiviteleri icra etmek yetiyor. Biliyordum, bu bok çukurundan kendimi çıkartacak olan yine bendim ama işte öyle hallerdeyken insanın canı çıkmak yerine o bokun içine saplanmayı daha çok istiyor.

Her şeyin bir dayanma sınırı var elbet. Sonsuz olan sadece evren ve allah. Bir gün bu böyle olmaz aga, sikerler deyip fırladım yerimden. Üzerimdeki tozu pası temizleyip koyuldum yola. Ertesi gün, iş başı yaptım. Ertesi gün yahu… Çalışmayı unutmuşum neredeyse. Bir iş takibi yapmayı, bir müşteri ile diyalog kurmayı. O kadar yabancı geldi ki bunlar ilk anda sanki lise stajı yapıyorum. Bu kadar uzun süredir eylemsiz durmanın, baskılanmanın sonucu olarak şimdi kuduz köpek gibi sağa sola saldırıyorum. Şunu da yapayım, bu da olsun, şöyle de güzel olur. Günde 16-17 saat çalışıyorum. İş ortağım “yeter amk” diyor ama duran kim. Neden durayım. İnanılmaz bir keyifle çalışıyorum ve karşılığını aldığımda ise bu zevk kendini beşe altıya katlıyor. Ohhhşşş. Meme uçlarım dikeldi.

Hayatıma birden bire sihirli bir değnek değdi. Gerçekten de öyle oldu. Ben değdim. İnsan, kendinin sihirli değneğidir. Yaşamın nasıl bir şey olduğunu yeniden keşfediyorum şimdi. 13 yaşındayım. Yüzüm, hiç alışkın olmadığım bir şekilde gülüyor. Beni uzun yıllardır tanıyan dostlarım dahi bunun ilk kez gerçekleştiğini söylüyorlar. Ben de içimden “yeni başlıyoruz” diyorum. Yeni ve başlangıç, birbirine bu kadar anahtarımsı uyan iki muazzam kelimeye dönüşüyor benim gözümde. Sabah 9’da uyanıyor akşam 5’e kadar it gibi işime saldırıyor, 5’ten sonra da beni mutlu eden başka şeylerle ilgileniyor ve bir yandan da çalışmaya devam ediyorum. Bu mutluluğum çevremdeki insanlara da bulaşıyor. Bu da beni daha da yükselten bir şey.

Evet, hepimizin sorunları var, oldu, bunalımlardan, uçurumlardan yuvarlandık. Bahsettiğim şey Polyannacılık değil. Şu götü boklu gezegende ortalama 60 yıl yaşayan bakteriyel canlılarız. Bunu da neden böyle gözyaşı ve kanla geçiriyoruz ki? Ben nedenini biliyorum. Bizler, mutluluğumuzu hep başkasının avuçlarına bırakıyoruz. I ıh. Bunu yapmayın artık. Size güzel bir formül veriyorum uygulayabilirseniz, yaşamınızın ne kadar da farklı bir yola gireceğini, baktığınız gökyüzünün mavisinin aslında ne kadar da “mavi” olabileceğini göreceksinizdir. Bunu yapar da göremezsen, ben buradayım, “olmadı” diye serzenişte bulunabilirsiniz. Olursa alırım bi biranızı.

Dediğim gibi. Mutluluğunuzu kimsenin sırtına yüklemeyin. Kimseye endekslemeyin. Siz kendiniz mutlu olun. Elbette bölüşün bunu. Bölüşmek muazzam. Ama bölüşmek, başkasına ipotek etmek değil. Kontrol sizin elinizde olsun. Başkaları olmadan da yaşayabilirsiniz çünkü ama başkaları olduğunda mutluluğunuz biraz daha yükselir. Bu elbette başkalarının kim olduğuyla da ilgili ancak, bu başkaları yoksa, mutluluğunuz yetersiz bakiye vermesin. Sizi gideceğiniz yere götürsün. Kendinize bir sahip, bir tasma değil, bir yol arkadaşı edinin illa bir şeyler olmak zorunda hissediyorsanız. Ve bu arkadaş, önünüzde, arkanızda değil tam yanınızda dursun yolda yürürken…

Bir yol arkadaşınız da olmak zorunda değil asla. Bunu bu şekilde algılamayın. Yürüdüğünüz yolları çiçeklerle donatacak olan da sizsiniz, dikenlerle bezeyecek olan da. Bu, neyi istediğiniz daha doğrusu neyi istediğinizi bilmenizle alakalı. Bunu bilebilmenin en önemli tarafı da sizi paçanızdan kapıp dip sulara götüren canavarların ağzına tekmeyi koyup kendinizi karaya atmak. Bu canavar bir bağımlılığınız olabilir, bir birey olabilir, bir nesne olabilir… Kurtulun. Kurtulun ve rahatlığı görün evlatlarım. Kendimi şu anda Nasıralı İsa gibi hissediyorum, bir meydanda, bir kayanın üzerine çıkmış ve bağırıyorum bütün bunları size. Gözlerim çakmak çakmak parlıyor. 13 yaşındayım.  Tekrardan yaşama bağladım kendimi. Nasıl oldu bilmiyorum. Ya da ilk kez yaşama bağlanmış da olabilirim. Böyle olunca, başka güzel şeyler de oluyor. Çok güzel insanlarla tanışıyorsun, çok güzel şeyler görüyorsun, çok güzel şeyler yiyip içiyorsun, her şey güzel oluyor.

Kendimi sanıyorum ki en iyi şu şekilde tanımlayabilirim; bir sirkte yıllardır, elektroşok, dayak ve şiddetle çalışmaya zorlanıyordum. Şimdi beni doğaya bıraktılar. O toprağa patilerimden birini ilk dokundurduğum andayım. Öyle güzel hissediyorum ve önümde ucu bucağı olmayan bir orman, nehirler ve dağlar var. Bu harika bir his değil mi? O kadar harika ki camdan atlayacağım şimdi. Şaka şaka. Cam bana atlasın lan bana ne.

Allah nasip edecekse, sonbaharda dükkanımızı da açacağız. Şenol, ben Murat abi… Bir kitapçı açıyoruz. Biliyorsunuz Sub Pres… Güzel bir kitabevimiz olacak. Güzel güzel yaşayıp gideceğiz bundan sonra… Sevgi’nin de dediği gibi, bazı haksızlıklar oldu. Ama bu haksızlıklara saplanıp kalmak yerine, haksızlık olmayacak ortamları yaratmak yine bizim elimizde. İnsan, istediğinde her şeyi yapabilen bir şey. Yani ben öyleyim. Önceden de öyleydim. Bir süre kişiliğim silindi ve öyle biri olmadığımı düşündüm. Şimdi tekrardan kişiliğimi söküp geri aldım. Ben Batuhan İsmail Dede’yim. 13 yaşında yazar olacağım dedim ve Eylül’ün ikinci haftası yine Allah nasip ederse 10. Kitabım çıkıyor ve 11. Kitabımı da hazırlamaya başladım. 13 yaşında söylediğim şeyi yaptım. İstedim ve yaptım. Bir sürü zorluklarla karşılaştım, hala da karşılaşıyorum ama söküp aldım hayattan yazar olma hayalimi ve göğsüme taktım işte.

Siz de hayatınızı söküp alın kimin eline verdiyseniz. Mühim olan sizsiniz. Sen iyiysen, etrafındaki her şey de iyi… Zor gelmeyecek, yapamazsın diye düşünmeyeceksin. Kendini var eden sensin. Önceden de böyleydi. Sonradan da böyle olacak. Manipüle edilmenize müsaade etmeyin. Muhakkak yaşamınızın içinde insanlar sağdan soldan estarabim şeklinde size yüklenmeye çalışacaktır. Çünkü insan, asalak bir canlıdır bünyesinde barındırdığı 100 trilyon bakterinin doğası gereği. Bugün okudum. 10 trilyon hücreye karşılık 100 trilyon bakteri taşıyormuşuz. Ne kadar da bakteriyel bir bey/hanım değil mi? Ahahaha.

Kendinize sahip çıkın moruk. Kimsenin sikinde değilsiniz kendiniz haricinde… O yüzden kendinize sahip çıkacaksınız, bir omuz koyup yıkacaksınız o sizi hapseden kapıları… İsmet Özel diyor ya; “bin demir kapıyla hesaplaşmaktan omzun çürümelidir.” Hah işte. Benim omzum çürüdü, kırıldı ama bunun gururu ve umudu o kadar harika ki, öteki omzum da çürüsün diyor insan kendi kendine. Kapılarla hesaplaştım, adisyonu kestim ve çıktım yürüyorum etrafımı izleye izleye. Bu hep böyle mi gidecek? Öyle umuyorum. Elbette sarsıntılar olacaktır ama büyük bir deprem, asla.

Yazım burada bitsin çünkü ben çok neşeli ve umutluyum.

Ve yıllardır blog tutuyorum, buraları hep takip edenlerin de anlayacağı gibi... Benim makus tarihimde sanıyorum ki böyle pozitif bir yazı, ilktir... Bugünü not düşelim tarihe. 

Bir romanın sonunda yazdığı gibi; Dolce Vita amına koyayım.

Batuhan Dedde

Bölüm Sonu Papatyası (papatya? Asfasdf)




5 yorum:

  1. Abi sen olmasan ne yapardık biz.

    YanıtlaSil
  2. Umut dolusun moruk insana ümit aşılıyosun.yazıyı okudum müziği açtım papatya dolu tarlada si.tir lannnn diye koşuom mutluluktan asdfadafsgsh )))

    YanıtlaSil
  3. I am Michelle Huxford from Casper, Wyoming. I was in a very chronic financial issue and terminal health situation some few weeks back. After all my search for assistance from friends and neighbors proved abortive, I feel there was no one who truly cares. I became so emaciated due to lack of good food and my 2 kids age 5 and 8 were not also good looking due to lack of proper care as a result of finance. One faithful morning I saw an old time friend of my late husband and I told him all I have been going through and he said the only way he could help was to direct me to a good loan agency that also helped him, He explained to me on how he was financially down and how he got boosted by this loan agency UPSTART LOAN INC ( upstartloan@yahoo.com ) who gave him loan at an affordable rate. He further assured me that they were the only legit loan firm he found in the quest of seeking for loan after been scammed by various fake loan lenders online. He gave me their email: upstartloan@yahoo.com or text/call (574) 301-1639, That was how i applied and was also granted a loan and my life changed for the good. CONTACT THE ONLY GENUINE LENDERS( UPSTART LOAN INC) VIA email: upstartloan@yahoo.com or call +1 (574) 301-1639 to resolve your financial mess.

    YanıtlaSil
  4. İyi günler, Josef Lewis, bireylere, şirketlere ve devlet kuruluşlarına% 2'lik düşük bir faiz oranıyla kredi veren bir özel borç veren. Ödeme yapmak için ödeme yapan bir sürü aile ve mali yükümlülüklerini yerine getiremeyen başkaları olduğunu biliyoruz ve bu nedenle mali restorasyon için buradayız.

    İş Planlama, Ticari ve Geliştirme Finansmanı, Gayrimenkuller ve Konut Kredileri, Borç Konsolidasyon Kredileri, İşletme Kredileri, Özel Krediler, Ev Refinansmanı, Otel Kredileri, Öğrenci Kredileri vb. Gibi geniş bir yelpazede finansal hizmetler sunuyoruz. Bir kredi ile ilgilenen ve dolandırıcılıktan uzak olması halinde ..

    Email: progresiveloan@yahoo.com
    Metin / Çağrı: +1 (603) 786-7565 teşekkürler



    YanıtlaSil