2 Kasım 2014 Pazar

Ben, Sen, O, Yine Ben

Yaşım yirmi yedi. Gençliğimin son düzlüğünü koşuyorum. Sizlere göre 30'lu yaşlar da genç olabilir ama ben öyle görmüyorum. Sonuçta daha olgun bir yaş. Ve ben bu olgunluk durumunu hissetmeye başladım sanki. Kendimi daha büyük hissediyorum. Kendi kendime telkinlerde bulunuyorum. Olm sen artık kocaman adamsın. Kendine olan sorumluluğun büyük falan diyorum. Dikkat edersen kendine olan dedim. Bir başkasına ya da başkalarına karşı sorumluluk hissetmemek inanılmaz güzel bir şey. Kendime ait sorumluluklarım var artık. Aslında bunlar hep vardı ama pek siklemiyordum. Yaşım daha genç, ileride başlarım namaza durumları gibi. Artık başlama vaktinin geldiğini düşünüyorum. Karşılaştığım fırsatlara yüz çevirmeden onları değerlendirmeyi. Ki geride bıraktığım zaman içinde öyle fırsatlara yüz çevirdim ki. Birine anlatsam döver beni. Bazılarını anlattım buralarda çok detaya girmeden. Yani kısaca artık iyi bir şeyler yapmak zamanı geldi. İyi işler. İyi kitaplar, iyi şiyirler, iyi romanlar, iyi senaryolar. Vay amına koyim ruh hastası ibne dedirtecek şeyler yapmak zamanı.  Bu memleketten neden  bir Fincher çıkmasın ya da Hitchcock. Gülümse tabii bence de. Ama büyük düşünmek her zaman iyi  bir şeydir. Ve hep verdiğim bir örnek var; 2010 yılında İstanbul Yenibosna'da insanların tanımadığı, kömürlükten bozma bir dükkanda korsan dvd satan bir adamdım. (Daha detay için Korsan Cd Satan Adamın Tırmandığı Merdivenler adlı yazıya bakabilirsin.)   Hayal ettim. 2014 yılındayız. 6 tane kitabım, çok iyi bir yayıncım ve insanların hayal ettiği bir dergide yazıyorum. Bütün bunlar dört yılda oldu. Aslında dört değil Yirmi sekiz yılda oldu. Sadece dört yıldır göz önünde. Ki daha yaşayacağım zamanlar, olgunlaşacak fikirlerim var. Yani böyle büyük düşünmek ve bu düşünceleri gerçekleştirmek öyle ütopik bir sey değil benim için bugünden 2010'a doğru baktığımda. Bunu muhtemelen anlayamazsınız. Anlayabilmeniz için bir varoşta korsan cd satmanız, dört yıl sonrasında da isimlerini kitap kapaklarında gördüğünüz adamlardan 'vay amına koyim. Bunu sen mi yazdın lan deyyus' gibi inceden götünüzü havalandıran cümleler duymanız lazım. Her şeyden önemlisi de inanmak. Sizin bu satırları okurken kafayı yemiş lan bu ne saçmalıyo diye düşünmeniz gibi değil mesela. Ben kendime inandığım için bunları rahatça söyleyebiliyorum. Ve bu zamana kadar başardıklarımla da kendimle gurur duyuyorum. Bu yazıda bahsettiklerimi de başardığımda gururdan o kadar çok ağlayacağım ki. Gören bir yakınım ölmüş sanacak. Ki yavaş yavaş da oluyor bu. Askerden döndüğümde sinemaya ayağımı sokmuş oluyorum. Bir senaryo ile. Sonra da bir film nasıl çekilir, onu öğreneceğim. Sonra bir senaryo daha. Üçüncü senaryomu ise kendim çekmek istiyorum. Eğer o zamana kadar yeterli donanım sahibi olabilirsem.

Her neyse.

Bugün hava mükemmel burada. Masmavi bir gökyüzü. Pırıl pırıl. Isıtmayan, dekoratif bir güneş. Dedim daha önce. Kışın hüznü başka güzel. Ağırlığı yok. Hafif. Can yakmaz, bunalıma sokmaz. Yaramaz bir kedi var gibi ciğerimde. Tırmalar. Kaşındırır. Buruk bir tatlılık var onda. Lise aşklarımı hatırlatır bana. Çocukluğumu. Annem pazardan aldığı balığı kızartırken mutfakta, evi saran ağır balık kokusunun eşliğinde salonda kömür sobasının yanında bir elimde mandalina, diğer elimde kalem, önümdeki deftere hayatım boyunca nefret ettiğim matematik dersimi yapmaya çalışmam... Bu tür naif şeyler gelir  benim aklıma kışın. Kışın hüznü güzel çünkü. Kan yok. İntihar yok. Morglar, adli tıplar, otopsi raporları. Hiçbiri yok. Sıcak bir bardak çay, sıcak bir oda, tütün ve şarkılar var. Bir de tatlı tatlı kaşınan izi kalmış eski yaralar.

Az evvel camdan baktım. Melhanay geldi  aklıma. İlk buluştuğumuz gün. Bana ilk sarılması. O gün de böyle bir hava vardı. Ne kadar naif bir çocuktum. Gerçek anlamda çocuktum.

Her neyse.

Batuhan Dedde


Orhan Veli'nin dediği gibi;

Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti


Bu da simdi camdan bakıp gökyüzünü izlerken çocukluğunu düşleyecek insanların fon müziği olsun.


Bölüm Sonu Canavarı: